Medya
  • 2.1.2022 16:53

Beyaz Türkler kimdir? Kaç yılında Türkiye'ye geldiler

BEYAZ TÜRKLER KİMDİR, KAÇ YILINDA TÜRKİYE’YE GELDİLER!
Erdoğan’ın gündeme getirdiği, ’Beyaz Türkleri’ bir de ben anlatmak istedim.
Her şey 1492 yılında imzalanan Elhamra Kararnamesi ile başladı.
Bu kararname ile İspanya'da yaşayan Yahudiler ziynet eşyalarına el konularak kovuldu
O tarihte İspanya'da 300 bin Yahudi yaşıyordu. Bugün sayıları 40-50 bin civarında.
Kararın ardından 100 bin Yahudi, Kuzey Afrika’ya kaçtı.
2. Beyazıt, büyük bir soykırıma uğrayan bu Yahudileri topraklarımıza kabul etti.
Onlara yurt ve iş verdi.
Sefarad Yahudileri Osmanlı İmparatorluğu topraklarında; İstanbul, İzmir, Selanik ve Safed şehirlerine ve civarına yerleştirildi.
Bugün Türkiye'deki Yahudilerin % 90'ı ‘Sefarad Yahudi’si denilen bu Yahudilerdir.
Osmanlı tebaası altındaki bu Yahudiler hakikaten çalışkan kimselerdi.
Ticarette mahirlerdi. Bu sayede Osmanlının bütçesine çok önemli katkı sağladılar.
Kendileriyle ne ekonomik olarak ne din ne de siyasi olarak bir sıkıntı yaşanmadı…
Ta ki 1648 yılına kadar.
1626’da İzmir’de doğan ve kendisi de ‘Sefarad Yahudi’si olan Sabatay Sevi, 1648 yılında henüz 22 yaşındayken Mesih olduğunu ilan etti.
(FETÖ SEVİ’NİN İZMİR’DE DOĞDUĞU EVİN SOKAĞINDAKİ BİNADA İKİ SABETAY TÜCCAR TARAFINDAN KURULDU)
Her kıtada binlerce mürit edinen Sabatay Sevi, Yahudiliği ikiye böldü.
İzmirli hahamlar Sabatay Sevi'nin dinlerini bozduğu gerekçesiyle öldürülmesine karar verdi, ama yapamadılar. Kendileri yapamayınca Osmanlı sarayına şikâyet ettiler.
Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa, Sevi’yi yakalatıp, Haliç'teki Bagno Zindanı'na kapattırdı.
Sabatay Sevi’yi yargılamak için bir divan kuruldu.
Sultan 4. Mehmet de divanı 'paravanın arkasından' izledi. 
Sabatay Sevi, hahamların talebiyle fitne çıkarmaktan yargılandı. Sevi ise Mesih olduğunu iddia etti.
Divan reisi: "Karıştırmadığın halt kalmadı. Uyandırmadık fitne bırakmadın Sabatay Efendi. Madem Mesih’sin. Haydi, bakalım şimdi göster kerametini!" dedi.
Divan şuna karar verdi; Sevi soyunacak, vücudu okçulara nişangâh yapılacak. Oklar vücuduna işlemezse, o zaman Padişah da onun Mesih olduğunu resmi olarak tasdik edecekti.
Müritleri ona; kılıç, ok, tüfek, kurşun işlemez, hatta onu ateş yakmaz diye itikat ediyorlardı.
Divan heyetinin kararını duyan Sabatay Sevi, “Adiyo santo!”(İsp. Kutsal ses) diye titremeye başladı ve her şeyi inkâr etti. Ayrıca Mesihlik davasının bazı Yahudiler tarafından ortaya atıldığını, kendisinin asla böyle bir iddiada bulunmadığına dair yeminler etti.
Divan heyeti bu inkârından tatmin olmadı. Kararı uygulayacağını bildirdi.
Oklarla öleceğini bilen Sevi, son bir manevra yaparak Müslüman olacağını açıkladı.
Sabetay Sevi; Müslüman olduğu takdirde geçmiş günahlarının af edileceğini ve bu sayede canını kurtaracağını hesapladı.
Nitekim öyle de oldu.
Müslüman olunca hakkındaki suçlamalar düştü ve af edildi.
Canını kurtarmak için takiyye ile Müslüman olan Sevi, müritlerine farklı bir hikâye anlattı.
Osmanlı padişahının kendisini zorla Müslüman yaptırdığını, kendisinin bunu kâğıt üzerinde kabul ettiğini ama kalben asla dönmediğini bildirdi.
Oysa bu çok büyük bir yalandı.
Bizim dinimiz tebliğ dinidir. Din-i İslam’da zorlama yoktur. Çünkü İman dil ile değil, kalp ile yapılır. Böyle olunca da dile değil kalbe bakılır. 
İnsanın kalbini de Allah’tan başka kimse bilemeyeceği için, hiç kimse Müslüman olması için zorlanamaz. Zorlanma da yasaklanmıştır.

Bu hakikat ışığında, Sevi’nin zorla Müslüman edilmesi asla ama asla mümkün değildir.
Sabetay Sevi’nin bu yalanı;  dönmeleri, Osmanlı’ya ve Türk milletine düşman etti.
Sabetay Sevi, ölmeden önce müritlerine 18 emir bıraktı.
Bu emirlerin 16’ncı olanı;
- Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla dikkat edilsin.
Ramazan orucunu tatbik için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey Kurban Bayramı için de yapılsın. (
Sabetaylar gündüz oruç tutar, iftardan 5 dakika önce Müslümanlara inat açar.)
Gözün gördüğü her şey ifa edilmelidir. (Takiye olarak Müslüman Türk gibi görünün)
17’nci emri ise;
- Müslüman Türklerle nikâh akdedilmesin.(Evlenilmesin)
Böylece ‘DÖNME’ denilen Türkiye’deki Sabetayların dönemi başlamış oldu.
Bunların ismi Türk, dini İslam ama kalbi Yahudi’dir. Asla ve asla dönmemişlerdir.
Halen de Nüfus cüzdanlarına; Musevi oldukları halde dini kısmına İslam yazdırırlar.
Sevi’nin zorla Müslüman edildiklerine inanan müritleri, Osmanlı’ya ve Türklere büyük bir kin bağladı. Osmanlıyı ve Din-i İslam’ı yıkmayı kendine vazife kabul etti.
Bu topraklardaki günümüzde de dâhil, bütün fitne ve karışıklıkların ardında bunlar vardır.
Osmanlının zayıflamasını fırsat bilip İzmir ve Selanik’te bu topraklardaki ilk mason teşkilatını yine bunlar kurdu. Masonluk kisvesi altında dinsizlik yaptılar.

Sabetaycı iken itirafçı olan Ilgaz Zorlu mahkemeye sunduğu dilekçesinde şöyle dedi;
-Çok fazla sayıda Sabetaycı mason tanıdım. Ben şunu gördüm. Masonluk bir anlamda Sabetaycılar için bir din haline gelmiştir. Masonluk işaretlerinde, gizledikleri dinlerini buluyorlar. Nitekim pek çok Sabetaycının da mason olmasının sebebi budur."
Ulu Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indiren İttihat Terakki’nin Hareket Ordusu’nda; 700 Selanikli Yahudi’
nin oluşturduğu “Gönüllü Musevi Taburu” bulunmaktaydı. 
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bu Sabetaylar etkin rol aldılar. Özellikle Mason kimliğiyle önemli noktalarda görev aldılar.
1924 yılında imzaladığımız Mübadele, Türkiye için yeni bir facia oldu.
Sahada kazandığımız zafer, Lozan’da imzaladığımız mübadele anlaşmasıyla, hezimete döndü.
1924 MÜBADELESİ; Türk milletinin Batıdan ve Yunandan yediği en büyük goldür.
Mübadele ile 1.200.000 Ortodoks Hristiyan Rum; Anadolu'dan Yunanistan'a,  500.000 Müslüman Türk de Yunanistan'dan Türkiye'ye gönderildi.
Türkiye’ye yollananlar arasında; 30-40 bin Selanik Yahudi’si de bulunuyordu.
Bunlar Sabatay Sevi’nin müritleriydi ve kâğıt üzerinde Türk ve Müslüman görünüyorlardı.
Kısaca; İslam’a ve Türk milletine diş bileyen 40 bin kindarı içimize aldık.

Sabetaylar Osmanlı döneminde yerleştikleri Selanik’te ticaret erbabı olmuştu. Tüccarları aşırı zenginleşti. Limanları işletip büyük para kazanıyorlardı…
Yunan hükümeti, hem bunların malına el koymak hem de Sabetay belasından kurtulmak için Mübadeleyi fırsat bildi. Belayı başından atıp başımıza sardı.
30-40 bine yakın Sabetay Yahudi’sini, Türkiye’ye postalayıp kendini kurtardı.
Mübadelede Türk ve Müslüman olmayan Sabetayları aldık, ama hakiki Türk ve Müslüman olan Batı Trakya Türklerini almadık. Almaya teşebbüs etmedik.
Sabetaylar Türkiye’nin en güzel yerlerine yerleştirildi.
İzmir merkezleri oldu. Oradan Çanakkale Bursa, İstanbul ve Tekirdağ’da iskân edildiler.
Büyük çoğunluğu okumuş olan dönmelerin gençleri, babalarının teşvikiyle devlet dairesinde işe girmek için Ankara’nın yolunu tuttu.
Dönemin başbakanı olan İnönü’nün şu sözü meşhur olmuştu;
- Ankara garında bekler, trenden inen her kravatlıyı yakalar ve Dışişleri Bakanlığı’nda memur yapardık.
Maalesef o kravatlılar Sabetay gençleriydi.
İşte bugün Dışişleri’nde ‘Monşer’ diye bilinen kimseler, o trenle gelen Sabetay gençleriydi.
AK Parti dönemine kadar Dışişleri bakanlarının tamamına yakını Sabetaydı. Hatta bunlardan birisi hem haham hem de Melâmî şeyhiydi. (Emre Gönensay)
Hafta için Türkiye’nin Dışişleri Bakanı, Hafta sonu sinagogda Haham idi.
O yıllarda; Bürokrasi, Ordu ve eğitimdeki boşluk Sabetayistler tarafından doldurulmuştu. Babaları ise ticaretle uğraşıp büyük zengin oldu.
Hem ekonomik yönden hem de hâkim oldukları bürokrasi ile siyasi yönden Türkiye’nin yönetimini belirleyecek seviyeye geldiler.
Yalçın Küçük ’ün yazdığı gibi İsmet İnönü’nün eşi Mevhibe İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk Sabetaydı.
Düşünün Müslüman Türklerin başına Sabetay Cumhurbaşkanı geldi.
İhtilalci Kenan Evren’in Başbakanı Bülent Ulusu da Sabetaydı.

Sabetaylar bu güce ulaşınca, Devletin yönetimine ve milletin dinine karışmaya başladı.
Sabetaylar TSK içerisinde yuvalanıp oradan aldıkları güçle siyasete müdahale ettiler.
Ilgaz Zorlu’nun itiraflarında şöyle dedi;
- En çok örgütlendiğimiz yer ordudur. Her dönemde mutlaka kuvvet komutanı kademesinde Sabetay isimler yer alır. Genelkurmay başkanları da vardı.
Mason İsmet İnönü ve Kasım Gülek; 1960 darbesiyle ihtilal yolunu açtı.
12 Mart askeri muhtırası, 12 Eylül askeri darbesi, 28 Şubat post modern 27 Nisan e-muhtırası da mason patentlidir.

15 Temmuz darbe girişiminin elebaşı Gülen dâhil, FETÖ’yü kuran 23 kişinin 16’sı da masondu. O Masonların tamamı Sabetaydı. Fetullah da anne tarafından Sabetaydır.
Fetullah Gülen’in meşhur takiyesi, Sabetay Sevi’nin takiyesinden gelmedir.

Buradaki ‘Mason’ denilen şey; aslında Sabetaydır. Kısaca dönmemiş dönmelerdir.
Laikliği din yapmak isteyen de, hayali irtica tehdidini ortaya atıp milletin dinini yaşamasını engelleyen de bu Sabetaylar ’dır.
Gelelim BEYAZ TÜRK meselesine…
Aslında bunlar ne beyazdır ne de Türk’tür. Yaptıkları işlere bakınca bunlar zift gibi siyahtır.
AK Parti tek başına iktidara geldiğinde milleti, “Göbeğini kaşıyan adamların oyuyla” diyerek aşağılayan Gazeteci Bekir Coşkun Sabetaydı.
Benim oyum ile çobanın oyu bir mi?” diye soran ahlak fukarası manken de Sabetaydı.
İşte Beyaz Türkler, bu iki cümlenin içerisinde gizlidir.
Sabetaylar kendilerini zengin ve okumuş saydıklarından, elit görürler.
Türk milletine ise “Çoban” deyip, cahil insanlar sayarlar.
Böyle baktıkları için Türk milletini “Zenci Türk” kendilerini de “Beyaz Türk” olarak tanımlarlar…
Tam bir “Dağdan gelip bağdakini kovmak” durumu ile karşı karşıyayız.
İki kez sürüldüler. (İspanya ve Yunanistan tarafından) İkisinde de biz sahip çıktık.
Arsızlığa bakar mısınız?
Yurt verdik, iş verdik. Şimdi bizi beğenmeyip bu topraklardan kovmaya çalışıyorlar.
Merhametten maraz doğdu.

Başta dediğim gibi…
Yunanistan bize öyle bir Sabetay hançeri sapladı ki, 100 yıldır uğraşıyoruz hala çıkaramadık…

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Güncellenme Tarihi : 2.1.2022 22:37

İLGİLİ HABERLER