Medya
  • 11.11.2020 20:05

Mesut Yılmaz'ı nasıl bilirdik?

MESUT YILMAZ’I NASIL BİLİRDİK?
ÖZAL’IN HAKKINI HELAL ETMEDİĞİ 3 KİŞİ.
Karabağ olayları çık hızlı gelişince Mesut Yılmaz'ı yazmayı biraz erteledim.

Mesut Yılmaz’ın çoğu devlet erkânı 50-60 kişinin katıldığı cenazesini görünce; “Vay be” dedim.
O şaşalı günleri aklıma geldi.
Arkasında gezen İhale üleştirdiği müteahhitler, şimdi tabutunun arkasında bile yoktu.
İş çevirdiği kartel medyası imparatorları da buhar olmuştu.
Emrine girdiği 28 Şubat’ın kudretli askerleri de
Devleti teslim ettiği Ekonomi devleri de bir kuru çiçekle cenazeyi geçiştirdiler.
En acısı da millet kendisini terk etmişti.
Bu hal bütün siyasilere ders olmalı.
Her siyasetçi; Bir Turgut Özal’ın bir Mesut Yılmaz’ın cenaze törenlerine bakıp yolunu ve yönünü belirlemeli.
Özal’ın ve Başbuğ Türkeş’in mahşeri cenaze törenini aklından çıkarmamalı.
FETÖ’cülerin şehit ettiği Muhsin Yazıcıoğlu ve Necmettin Erbakan’ın nasıl uğurlandıkları gözünüzün önüne tekrar gelsin.
Mesut Yılmaz’ın Özal ve Türkeş’ten farkı bu idi.
Özal da, Türkeş’de, Erbakan’da ve Muhsin Başkan da sırtını millete dayadı.
Millet; hepsini dualarla ahirete yolladı.
Mesut Yılmaz ise sırtını vesayetçilere dayadı.
Onlarda tabutunu ortada bıraktı.

Cenazesini de kaldırmak; burun kıvırdığı Milli Görüş’ün vasilerine düştü.
Yılmaz hiçbir zaman halk adamı olmadı.
Hatta halkına tamamen zıt oldu.
Ne muhafazakâr ne de milliyetçi bir yanı yoktu.

5 vakit namaz kılmadığı gibi Cuma Namazına da gitmezdi.
Hakkını yemeyeyim, çok iyi cenaze namazı kılardı.
Birisi öldüğünde mutlaka camiye gider ilk safta cenaze namazını kılardı.

Cami ile tek teması da zaten bu idi.
Son teması da hayatını kaybedince oldu.
Milliyetçi değildi.
Ülkücüleri sevmez, Türk dünyasına değer vermezdi.
Kendi tanımıyla sıkı liberaldi.

Şu memleketin haline bakın ki; milliyetçi ve muhafazakâr olmayan Mesut Yılmaz, milliyetçi ve muhafazakâr ANAP’ın başına geçti.
Yetmedi; Milliyetçi ve muhafazakârların oyu ile başbakan oldu.
Mesut Yılmaz’ın siyasete girişi de Başbakan oluşu da ve hükümet kurması da o sırtını dayadığı güçler sayesinde oldu.
Dönemin Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal'a telefon etmiş; Yılmaz “son anda” kabineye girmişti.
ANAP’ın 1991 yılındaki kongresinde Semra Özal sayesinde önce partinin başına sonra da hükümetin başına geçti.
Gücü eline alan Mesut Yılmaz ilk olarak Turgut Özal’a sonra Semra Özal’a sırtını döndü.
Semra Özal Yıllar sonra ‘Hayatımın en büyük hatası ve pişmanlığı Mesut’tur” demişti.
Özal, hakkını helal etmeyeceği üç insan tipini şöyle sıraladı;
1- Benim inançlı olduğumu bildikleri halde, beni tekfirleyenler (kâfir olduğumu söyleyenler). Demirel ve benzerleri..
2- Mesut Yılmaz.
3- Çok iyiliğim dokunduğu halde aile efradıma sövenler. Cavit Şadi Pehlivanoğlu.
Mesut Yılmaz’a niçin hakkını helal etmediğini sorulduğunda, “vefasızdır da ondan” dedi.
Peki niçin seçtirdiniz?” diye sorulunca da, “Ben değil, Semra seçtirdi”, dedi.
Turgut Özal Mesut Yılmaz’a kızgın ve öfkeli ve dahi hakkını helal etmeden ahirete göçtü.
Mesut Yılmaz dışarıda Almanların içeride güç odaklarının ve askerlerin adamıydı.
Bir seferinde, “Mason musunuz?” diye soruldu hayır dedi.
Bu iddialar artınca tıpkı Demirel gibi Masonlara başvurup ‘Mason değildir’ belgesi istedi. Masonlar bu isteğini geri çevirdi.
Aile efradına sövenler meselesine gelince; “kim bunlar” diye sordular.
Cevaben “onlardan birisi eski ANAP Ordu milletvekili Şadi Pehlivanoğlu’dur” dedi.
Niçin” deyince, cevaben “Ordu ili onu milletvekili istemedi, ben de listeye koyamadım ama Türk Ticaret Bankası Yönetim Kurulu Başkanı yaptım. Daha çok kazandırdım. Buna rağmen arkamızdan küfür edip, durmaktadır. İşte bunun gibi olanlar.”
Ben de kendisini yakından tanırım.
Enver Ören’i ve İhlas’ı başbakanlığa sokmayacaksınız” diye bağırtısı hala kulaklarımdadır.
FETÖ’nün kışkırttığı askerler bir yandan, kartel medyası öteki yandan, Masonlar beri yandan ve bürokratlar diğer yandan İHLAS’ı yıkmak için 4 koldan saldırdığı günlerdi.
Rahmetli Enver Abi’nin Holdingi kurtarabilmek için çok acil olarak Başbakan Mesut Yılmaz ile görüşmesi gerekiyordu.
Araya herkes katıldı bir türlü Enver Abi ile görüşmeyi kabul etmedi.
İşte o günlerde Rizeli hemşerisi Sebahattin ile iş çevirip onun programına geldi.
Enver Abi bundan haberdar olunca, “bizim binada görüşürüz nasılsa” deyip apar topar Ankara’ya geldi.
Enver Abi kapıda ‘Hoş geldiniz’ deyip elini uzattı, yüzüne bile bakmadı.
Program bitti Enver Abi uğurlamak için çıktı, ‘Eyvallah’ bile demeden yüzünü çevirdi ve gitti.
Mesut Yılmaz” deyince hep bu halini hatırlarım.
Düşünün!. Rahmetli Enver Ören'in televizyonuna çıkıyor, çıktığı kanalın sahibine ne selam veriyor ne de eyvallah diyor.
Bir unutamadığım olayı daha var.
Ali Baransel TGRT Genel Müdürü idi.
O günlerde Mesut Yılmaz başbakandı. ANAP Genel Başkanlığı seçiminde de tekrar genel başkan seçilmişti.
Bürokrasiden gelen Ali Baransel beni aradı. Ben de o zamanlar TGRT’nin Ankara Temsilcisiyim. Ali Bey aradı;
Mesut Yılmaz’ı arayıp bir randevu al da yeniden seçilmesi nedeniyle bir kutlama ziyareti yapalım
Neyse Randevuyu aldım, Ali Bey ile birlikte ANAP’taki odasına girdik.
Ali Bey oturur oturmaz; “ Sayın Yılmaz ANAP Genel Başkanlığına tekrar seçilmenizden dolayı sizi tebrik ediyorum. Kurumum ve şahsım adıma takdire şayan başarılı çalışmaları sürdüreceğinizden hiç şüphemiz yoktur” tarzında övücü bir konuşma yaptı.
Ali Baransel övgüsünü sürdürüyordu ki; Yılmaz sözünü kesti.
- Ali Bey boş ver şimdi bu lafları.. Ne istiyorsunuz? İHALE Mİ KREDİ Mİ?
Diye sordu.

Şahsen ben dondum kaldım.
Ali Baransel’e baktım, “Kıpkırmızı” olmuş.
Şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez halde biraz da kekeleyerek;
- Estağfurullah Sayın Başbakan, bir talebimiz yok. Sözlerimde samimiydim
dedi.
Yılmaz ısrar etti, “Yok yok. Bu kadar yağ çektiğine göre kesin bir isteğin olmalı” dedi.
Ali Baransel, başladı yemin etmeye..
Uzatmayayım dışarı çıktık ama Ali Bey şokta.
Yav ben bunu yakından tanımıyorum. Bu ne biçim bir adamdır. Ben iş takipçisi miyim?  Kendisini kutlamaya geldik, bize davranışına bak” dedi ve bir daha Mesut Yılmaz ile asla görüşmedi.
Mesut Yılmaz’ı anlatan en iyi olay budur sanırım.
Bu arada şuna da bir açıklık getireyim.
Bakmayın siz, “Ne istersiniz?” diye sorduğuna.
O İhlas’a asla bir şey vermediği gibi İhlas’ın aldığı Bursa/Yalova Elektrik Dağıtım işini
de elinden aldı.
Bu hainliği yapmasaydı, Ne İhlas Finans vakası yaşanır ne de mudiler bu kadar zarar görürdü.
Bu işi İHLAS’ın elinden almak için çevirmediği numara kalmadı. En sonunda bir yasa çıkartıp alınan ihaleyi iptal etti.
Mesut Yılmaz hiçbir zaman milli olmadı.
Hep sırtını dayadığı güçlere hizmet etti.
Makam ve gücü gidince, dayandığı güç de terk etti.
Sonunda sırtüstü devrilip gitti.
Her saltanatın sonu musalla taşında biter.
Haramla kurduğun saraylarında baykuşlar öter.
Hayat böyle bir şey.
Dünyada düşeş atan, ahirette hep yek atar.

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

 

İLGİLİ HABERLER