Medya
  • 9.11.2019 18:32

Nur-u Muhammedi -2!.. Sakallı ilk Ademoğlu

 Nur-u Muhammedi'nin ikinci bölümünde de ŞİT Aleyhisselam'a bu mübarek nurun geçişi anlatılıyor..

NUR-U MUHAMMEDİ (2)

SAKALLI İLK ADEMOĞLU : HAZRET-İ ŞİT

Hazret-i Havva Radıyallahü anhâ, 20 kez hamile kaldı. 
Her bir hamileliğinde ikiz doğurdu. Çocuklarının birisi kız birisi de erkek oldu.
Ta Eb’ül –Enbiya Şit Aleyhisselama kadar.
Havva anamız Hazret-i Şit’e hamile kaldıktan sonra, Adem Aleyhisselam’ın alnındaki şanlı nur kaybolup gitti.
Kaybolan o nur Havva anamızın mübarek alnında zahir oldu.
Havva anamızın alnında zahir olan bu mübarek nurdan, tesbih ve tehlil sesleri gelmeye başladı.
Bundan o kadar mesrur oldu ki, o sesleri duymak için çoğu gece uyumak bile istemiyordu.
Neşesinden ve sevincinden güzelliği kat be kat arttı.
Yüce Hak o Mübarek Muhammedi nura ikram olsun diye Şit aleyhisselam’ı tek başına yalnız yarattı.
Şit aleyhisselam’a kadar Adem Aleyhisselam'ın ikiz çocuklar olurken, Şit Aleyhisselam tek olarak dünyaya teşrif buyurdu.
Allahü teala bunu böyle halk etmesinin bir sebebi var.
O sebep şudur;
- Onlar bileler ki O şanlı nurun esas sahibi olan Resûl-ü Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimiz aslında bir insandır ve onun bir benzeri erkek veya dişi bulunmaz.
Onun kemalatında bir ikizi veya kardeşi olmaz.
O tekdir ve Muhammedi nur sahibine kadar bir kişi üzerinden yürütülür.

Çocuk doğduktan sonra adını ŞİT koydular.
ŞİT şu manaya gelir ki, bu
- Allah’ın hibesi veya Allah’ın ihsanı.
Havva anamız ŞİT aleyhisselamı doğurduktan sonra gördü ki; iki kaşının arasında Muhammedi nur parlıyor.
Hak teala; ŞİT aleyhisselam ile şeytanın arasına bir perde çekerek onu Şeytanın mekrinden korudu.
Mübarek Muhammedi nur, ŞİT aleyhisselam’a geçtikten sonra melekler kendisini ziyarete gelip tavaf ederlerdi.
Kendisine çeşitli ikramlarda bulunup yanında otururlardı.
Sema canibinden yer ehline şu nida oldu.
- Ey yer, sana ve sende sakin olanlara müjde.. 
Nur-u Muhammedi ŞİT’de doğdu. 
O nur yeri ve semaları nurlandırdı. 
Ondan da pak soylara ve pak erhama geçerek sonunda bizzat kendileri teşrif edecektir.

ŞİT aleyhisselam ergenlik yaşına gelene kadar bu hitap düzenli olarak devam etti.
Ergenlik yaşına erince Adem Aleyhisselam elinden tutup şöyle dedi;
- Ey oğul, Allahü teala benden tekidli (Kuvvetli-sağlam) bir ahd (Yemin-söz) aldı.
Şöyle ki; Senin yüzünde bulunan Nur-u Muhammedi’yi vaz’ etmek (Koymak, yerleştirmek.) için ancak hatunların pek temiz ve her türlü ayıplardan azade olanı bulayım.

Bundan sonra Adem Aleyhisselam Yüce Hakka şöyle niyaz etti;
- Ya Rabbi, ben kulundan bu şanlı nuru muhafaza için ahd aldın. Bu nur için bende oğlum ŞİT’den ahd almak isterim. 
Ya Rabbi.. Şahid gönder. Ta ki bu ahdin sağlamlığına şehâdet edeler.

Bu niyaz üzerine Cebrail Aleyhisselam 70 bin melekle yere indi.
Bir beyaz ipek ve cennet kalemlerinden bir kalem getirdi. 
Bunları Adem Aleyhisselam’a verip şöyle dedi; Allahü teala sana şöyle buyurdu; 
- Habibim Muhammed’in nuru için sulblerden (Döl-Zürriyet)  rahimlere geçme vakti yaklaştı.
Oğlun ŞİT’e vasiyet et. Oğullarından birbirine tavsiye etmek üzere bu meleklerin şehâdeti ile sağlam bir ahd al.
Bundan sonra.. Ta bu şanlı nurun sahibi gelinceye kadar, pâk erkeklere ve pâk kadınlara Muhammedi nuru nakledilsin. Asla onun mübârek soyuna ve latif nesebine kusur emsali ayıp bulaşmaya..

Adem aleyhisselam böylece ahdi alıp Cibril’in (Cebrail Aleyhisselam) getirdiği cennet kalemi ile o ipek üzerine yazdı. Orada bulunan meleklerde buna şahit oldu.
Cibril (Cebrail Aleyhisselam) gelirken beraberinde cennetten bir kutu getirmişti.O kutunun içerisinde bütün Nebi ve Resûllerin resimleri vardı. (Bu kutu diye anlatılan şey aslında bir sanduka. Bugün bile bu sandığı arayanlar var. Yahudiler buna ahit yani ahd sandığı diyorlar)
O ahdin yazıldığı ipeği de o kutunun içerisine koydular.
O vakit ŞİT Aleyhisselam’a iki kırmızı hulle giydirildi.
Kendisine NAHVA-İ LET’ÜL –BEYZA adındaki pak hanım verildi.
Bu hanım güzellikte ve değerde Havva anamızın benzeri idi.
Hemen orada Cebrail Aleyhisselam bir konuşma yaptı ve gelen 70 bin meleğin şehâdeti nikahı kıydı..
Allahü teâlâ, Şit aleyhisselama peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanâyi bilgileri, kimyâ ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmişti.
Şit aleyhisselam, Şam’dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil’in oğullarını Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselamın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrâr ettiler. 
Şit aleyhisselam, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur. 
Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselamla veya kardeşleriyle Kâbe’yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı.
Beyza Hanım Hazret-i ŞİT’den hamile kaldıktan sonra kendine bir hitap geldi;
- Yâ Nehvailet’ül – Beyza, sana müjde..
Sana konan nurun sahibine hamile oldun..

Doğduktan sonra onun adını ANUŞ koydular.
Bu ANUŞ dahi, Nur-u Muhammedi’nin hürmetine şeytanın hile ve desiselerinden korundu.
Anuş ergenlik çağına gelince babası ŞİT aleyhisselam onu çağırıp şöyle vasiyet etti;
- Alemlerdeki kadınların en temizini en pâkını buluncaya kadar sakın evlenme.
Babasının vasiyete alıp ahd da bulundu. 
Adem Aleyhisselam cennette de cennetten çıktıktan sonra hiç kılı ve tüyü yoktu. Dolayısıyla sakalı da yoktu.
İlk sakalı çıkan Ademoğlu, Şît aleyhisselâm’dır.
Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler kılsız, tüysüz ve sürmelidirler. Gençlikleri tükenmez, elbiseleri eskimez.”

NOT : (Mevâhib-i ledünniyye)de ve Zerkânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” şerhinde diyor ki, (Abdüllah bin Abbâsın “radıyallahü anhümâ” bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni, tayyib, iyi babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların en hayrlısında, en iyisinde bulunurdum) buyuruldu.
 İslâmiyyetden önce Arabistânda zinâ çok olurdu. Bir kadın, bir kimse ile nice zemân metres olarak yaşar, sonra evlenirdi. [Kâfirler, şimdi de böyle yapıyorlar.] 
Adem aleyhisselâm, öleceği zemân, oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki: 
(
Yavrum! Bu alnında parlıyan nûr, son Peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bu nûru, mü’min, temiz ve afîf hanımlara teslîm et ve oğluna da böyle vasıyyet et!). 
Muhammed aleyhisselâma gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasıyyet etdi. Hepsi, bu vasıyyeti yerine getirip, en asîl, en kibâr kız ile evlendi. 
Nûr, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek, sâhibine yetişdi). 
Allahü teâlâ, Tevbe sûresinde, kâfirlerin necs, pis olduğunu bildiriyor. 
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz, bütün dedelerinin temiz olduğunu bildirdiğine göre, kâfir olan, pis olan Âzerin, bu nûra kavuşmaması, bunun için de İbrâhîm aleyhisselâmın babası olmaması lâzım gelir. 
Âzer, İbrâhîm aleyhisselâmın babasıdır demek, yukarıdaki hadîs-i şerîflere inanmamak olur. Molla Câmî “rahmetullahi teâlâ aleyh” fârisî (Şevâhid-ün-Nübüvve) kitâbında buyuruyor ki, (Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için, âdem aleyhisselâmın alnında nûr parlıyordu. 
Bu zerre, hazret-i Havvâya ve ondan da, Şît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden, temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçdi. O nûr da, zerre ile birlikde alınlardan, alınlara geçdi).
Ehl-i sünnetin büyükleri “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” buyuruyor ki: Babası Abdüllah ile anası Âmine, İbrâhîm “aleyhisselâm” dîninde idi. Ya’nî, mü’min idi. Allahü teâlânın, bu ikisini diriltip Peygamberimizden “sallallahü aleyhi ve sellem” kelime-i şehâdet işitmeleri ve söylemeleri, îmâna gelmek için değil, bu ümmetden olmakla şereflenmeleri içindi.
Böylece, âdem oğulları içinde, Muhammed aleyhisselâmın nûrunu taşıyan, seçilmiş bir soy vardı ki, her asrda, bu soydan olan zâtın yüzü pek çok güzel ve parlak olurdu. Bu nûr ile, kardeşleri arasında belli olur, içinde bulunduğu kabîle, başka kabîlelerden dahâ üstün, dahâ şerefli olurdu). (
 Seadet-i Ebediyye )

DERLEYEN : METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER