Medya
  • 20.9.2019 20:10

Yaradılış.. Allahü teala ilk olarak neyi yarattı

Metin Özer'in Mirac'dan sonra çok ilgi görecek ikinci seri yazısı YARADILIŞ oldu.. İşte o yazı dizisinin ilk bölümü..

YARADILIŞ (1)

Peygamber Efendimizin Mübarek isimlerinden birisi de NUR idi..
Bu mübarek ismi yaradılışından geliyordu.
Ya Rabbi, bu mübarek ismin sahibi Mübarek zata salât ve selâm eyle..
Resûl-ü Mübeccel ve Nebiyy-i Mufaddal (Çokça ağırlanan Resûl, çok değerli kılınan Nebi) Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin Mübarek Vücutlarının tamamı nur idi..
Sırf nurdan olan bu Mübarek Peygamber, cümle halkın nuru onun mübarek nurundan halk olduğu için onun pâk ismine NUR denildi.
Nitekim Allahü teala Maide Suresi 15’nci Ayetinde  mealen bu durumu şöyle haber verdi; 
- Ey Yahudî ve Hristiyanlar! Şimdi size Peygamberimiz geldi; kitabınızdan gizlemekte olduğunuz şeylerin bir çoğunu size açıklıyor, bir çoğundan da geçiyor. İşte size, Allah'dan bir Nur (Hazreti Muhammed Aleyhisselâm) ve aydın bir kitap (KUR'ÂN) geldi.
İşte Bu Ayet ile haber verilen Peygamber Efendimizin mübarek NURANİYET durumunu ve şeklinin bilinmesi icab eder.
Sadece bunun bilinmesi ile birlikte; Resûlullah’ın Yüce şanının nasıl olduğu ve mertebesinin ne kadar ali ve yüce olduğu ve bunların üstünde makamının üstünlükleri de bilinmiş olur.
Resûllullah’ın nuraniyet olarak yaradılışını bilenlerin, ona intisab için içlerinde ayrı bir şevk hasıl olur.
Böyle bir şevk; onun sünnet-i seniyyesine getirdiği emirlere tam manasıyla uymayı kolaylaşır.
Aynı şekilde Ehl-i Sünnet yoluna iktida (uymaya) etmeye vesile olur.
Bu çok büyük bir nailiyettir. (Erme-erişme)
Bu nailiyetle Resûllullah sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin sayesinde erdiği için de O’na bolca salât-ü selâm okur.
O’nun ümmeti olma şerefine eren bir kişi, böylece Şanlı Peygamberine tazim ve tekrimde bulunmuş olur.
Burada anlatılanları yapanlar ; iki cihanda da saadeti bulup  üstün makamlara erer ve Se`âdet-i Ebediyyeye kavuşur.
Kainatın oluşumunu ve Resûllallah Efendimizin yaradılışını anlamak için, Ruhani ve cismani yaradılışını tam manasıyla bilmek icab eder.
Büyük âlim ve velî, Ehl-i sünnet büyüğü  Muhammed Cezûlî Hazretleri, Osmanlıca kitabında hem Peygamber Efendimiz’in Miracını hemde mübarek isimlerini yazdı.
O isimlerinin içerisinde olan Nur ismiyle de Resûl-u Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin dolayısıyla kainatın yaradılışını nakletti.
Bu nakillerin tamamı Eshab-ı Kiram’ın anlattıklarından derledi..
Cezuli Hazretlerinin bu kitapları, Osmanlı döneminde günümüzün ilk ve orta okul mertebesine denk gelen medrese sınıflarında okutulup öğretiliyordu..
Bir hadîs-i kudsîde, Allahü teala; “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve kâinatı yarattım” buyurdu..
Ulema Cenab-ı Hakk’ın bu sözünü şöyle açıkladı;
Allahü teala tek başına idi. Hiçbir şey yoktu. Ama aşk vardı. 
Allahü teala kime aşıktı? 
Kendi zatına aşıktı. 
Allahü teala sonra kendisine bir maşuk, bir sevgili yaratmak istedi. 
İns, cin, yer, gök hiçbir şey yoktu. 
Kendisine bir sevgili yarattı. 
Resûlullah efendimizi kendi nurundan yarattı. 
Ona canı gönülden aşık oldu. 
Habib sevgili demektir. Habibullah Allahın sevgilisi demektir. 
Yeri, göğü, insanı, cinni, meleği her şeyi Habibinin hatırına yarattı. 
Aşk olmasa yarattıklarının hiçbiri olmaz idi...
Ehl-i sünnet’in makbul olan kavli budur...
Bu bilgilerden sonra ilk bölümüne başlayalım

Peygamber Efendimiz’in mübarek ağzından yaradılış..
Resûlullah Efendimiz yaradılışını şöyle özetledi;
- Allah-ü teala önce benim nurumu yarattı.
Buradan anlaşılıyor ki; Allah-ü teala bütün mahlukattan önce Habibi’nin Mübarek ruhunu halk etti.
Eshab-ı Kiram’ın önde gelenlerinden Cabir Bin Abdullah Ansari (Radıyallahü anh) şöyle rivayet etti..
Resûllullah Efendimize sordum; 
- Ya Resûllullah, anamı babamı sana feda ederim. ( O zamanki adet gereği yeminler bu ve bunun benzeri gibi yapılıyordu) Bana haber ver. Sübhan olan Yüce Hak , cümle mahlukatı yaratmadan evvel neyi yarattı?
Bu soru üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu;
- Sübhan olan Yüce Allah, cümle mahlukatından evvel peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı.
O nur, Allah’ın dilediği kadar o hali ile kaldı.
O nurun yaratıldığı vakitte , mahlukattan hiç bir şey mevcut değildi.
Levh-ü mahfuz, kalem, kürsi, arş, melekler, cin, sema, yer, cennet ve cehennem, ay ve güneş yaratılmış değildi.
Hak teâlâ, mahlukunu yaratmayı murad ettiği zaman; kendi Mübarek nurundan halk ettiği (Yarattığı) Peygamber Efendimiz’in Mübarek nurunu 4 bölüme ayırdı.
Birinci 
bölümden kalemi yarattı.
İkinci bölümden Levh-ü Mahfuz’u yarattı.
Üçüncü bölümden de Arş-ı azimi yarattı.
Bu üç bölüm, Peygamber Efendimizin nurundan bölünen ve o nurdan yaratılan kısımlardı.
Bu mübarek nurun ilk parçasından yaratılan kalemle ilgili şu haber verildi;
- Allah-ü teala kalemi 100 boğumlu yarattı. Bir boğum ile diğer boğum arasında elli yıllık yoldur.
Allahü teala kaleme şöyle buyurdu;
-Levhe yazmaya başla..
Bu emr-ü ferman üzerine kalem, “Ne yazayım Ya Rabbi?” diye sordu.
Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu;
- La İlahe İllallah, Muhammedun Resûllullah (Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed Allah’ın Resûludür. 
(Levhe yazılan ilk yazı ve ilk emir budur. Yani Levh-ü mahfuz, Besmele ve Kelime-i tevhid  ile başladı.)
Bunun üzerine kalem şöyle dedi;
- Bu MUHAMMED ismi ne kadar güzel ve ulu bir isimdir ki; Mübarek isminle beraber geldi. Bu hangi zât-ı şerifin ismidir?
Bunun üzerine Yüce Hak kaleme şöyle hitap etti;
-Ey kalem, edeple yaz. O isim benim Habibimin ismidir. Arşı, levhi ve ey kalem seni de onun nurundan yarattım.
O olmasa sizleri ve sizden sonra gelecekleri yaratmazdım.

Allahü teala’nın bu celalli hitabı üzerine Kalem, Yüce Hakk’ın heybetinden ikiyi ayrıldı.
Kalemin o soruyu soran kısmı kesildi.
İş bu sırra işaret için; Kalem ortadan yarılıp kesilmedikçe yazı yazılmaz.
Bu hadiseden başka bir ibret alınması icab eden mana vardır ki o da şudur;
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimizin ümmetinden hiç kimse, kendisine tazim ve tekrimde kusur etmeye.. 
O’nun sünnet-i seniyesini yerine getirirken edebe aykırı hal ve davranışlardan sakınalar. 
Sakınalar ki bunu yaparken kalemin başına geleni unutmayalar.


METİN ÖZER’İN NOTU : Bazı arkadaşlarımızın ve hatta din hocalarının da ciddi bir hataya düştüklerini görüyorum.
Allahü teala’nın, Peygamber Efendimizin ve büyüklerin isimlerini yazarken; saygı ifadesi yerine bir takım anlamsız kısaltmalar kullanıyorlar.
Allahü teala’nın adını yazarken; (celle celalühü) yerine (c.c), 
Resûlü Ekrem’in mübarek ismi şerifini anarken veya yazarken; (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yerine (s.a.v), 
Büyükler için (Radıyallahü anh) yerine (r.a), (Aleyhisselam) yerine (a.s) ve (Hazreti) yerine (h.z) gibi kısaltmalar kullanıyorlar.
Tekrimde, manasız kısaltmalar kullanmak asla uygun değildir.
Adı üzerinde bunlar saygı sözcük ve kelimeleridir. Saygı göstermek için kullanılır. 
Saygı, manasız kelimelerle gösterilmez.
Üşengeçlikle tam tazim yerine manasız harfler kullanırsan, buradan kişiye iki sıkıntı çıkar.
1- Gereken saygıyı göstermemiş, 
2- Edebe uymamış

olursun.
Saygı edebin, edep ise dinin temelidir:
Aman kardeşim üşenmeyin, saygınızı tam ve eksiksiz gösterin.
Allahü teala’nin Habibi’yle ilgili sual ederken küçük bir edep dikkatsizliği yapan kalemin başına gelenleri unutmayın..
Bu olay Allahü teala’nın edepsizliğe karşı ne kadar hassas olduğunu gösterir.

Allahü teala bütün meleklerine emr-ü fermanda bulundu; 
- Habibime karşı tazim ve tekrimde kusur etmeyin.
Meleklere olan bu emri aslında hepimize emirdir.
Biz de önce Şanı Yüce Rabbımıza sonra Mübarek Peygamber Efendimize ve Eshab-ı Kiram başta olmak üzere bütün büyüklerimize tazim ve tekrimde kusur etmemeye dikkat etmeliyiz.
Tazim : Büyüklüğünü dile getirmek
Tekrim : Hürmet ve saygı göstermektir.
TAZİM ve TEKRİMİ
 tam ve eksiksiz yapalım.
Yapalım ki Mahşerde; MERHAMET, ŞEFAAT ve ŞAHADET istemeye yüzümüz olsun.
DEVAM EDECEK...

NOT : Büyük İslam Alimi Muhammed Cezuli Hazretleri'nin (Rahmetullahi Aleyh) Allah ondan razı olsun. Osmanlıca eserlerinden derlenmiştir.

DERLEYEN : METİN ÖZER/ HABERVİTRİNİ

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER