Gündem
  • 14.12.2002 09:57

ARINÇ: UĞURLAMAYI ELEŞTİRENLER ZAMAN TÜNELİNDE YÜZÜYOR

KAYNAK : Haber Vitrini TBMM Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı'nı eşiyle uğurlamasından sonra başlayan 'türban protokolde' tartışmasının kendisi açısından bittiğini şöyle açıkladı: “Ben bakıyorum, yüzde 80 bu işin fevkalade doğru olduğuna inanıyor. Kalan yüzde 20 ise zaman tünelinde yüzüyor...” Arınç, CumhurbaşkanıSezer'i, türbanlı eşi Münevver Hanım ile uğurlayıp karşılamasından sonra yaşanan tartışmayı, 'Hayretle karşıladığını' belirterek, 'Ancak mesele benim açımdan kapanmıştır' dedi. Meclis'te yıllardır yaşanan sorunlara neşter vurmakta kararlı olduğunu da vurgulayan Bülent Arınç, başta tasarruf olmak üzere birçok yeni uygulamayı yürürlüğe koyacağını bildirdi. Arınç, CHP'den Meclis başkanvekilini bildirmesini beklediğini, bu isim geldikten sonra Meclis Başkanlık Divanı'nın oluşacağını da hatırlatarak, planladığı köklü adımları bu andan itibaren atacağını söyledi. Meclis Başkanı Arınç, star aracılığıyla, yaşanan gelişmeler ve hedeflerine ilişkin kamuoyuna şu mesajları verdi: Türban tartışması... 'Anadolu'da derler ki; 'Ağzı torba değil ki, büzesin.' Ben yaptığım işin doğru olduğuna inanıyorum. Çok iyi niyetli olmanın, çok saf olmanın zararlı olduğunu bu olayda gördüm. Yani havaalanındaki bir uğurlama töreni sırasında, eşimin başından dolayı bu kadar eleştirileceğimi, böylesine fikirler üretileceğini, böylesine konuşulacağımı, hayatım boyunca hiç düşünmedim. Şimdi olup bitenlere, hayret ediyorum. Yapılan eleştirilerin, konuşmaların hiçbir haklı ve makul bir tarafı yok. Ama bitti. Benim açımdan bu mesele kapanmıştır. Ben bakıyorum, yüzde 80 bu işin fevkalede doğru olduğuna inanıyor. Geri kalan yüzde 20'nin zaman tünelinde yüzdüğünü görüyorum... Birisi diyor ki, böyle bir sorun yok. Var... Ben, elimde tutuyorum. Böyle bir sorun vardır ve çözülmelidir. Sorun sorun olarak kalmaz. Siyasetçi sorunları çözmekle görevli olan kişidir. Bunu hükümetler çözer, kurumlar çözer. Bir şekilde çözülür...' Hindistan uçağının öyküsü 'Uçak rezervasyonlarında sıkıntı olunca, 'Hindistan gezisini erteleyebilir miyiz' dedim. 'Aman aman' dediler. 'İki yıldır bekliyor, erteleyemezsiniz' dediler. Normal tarifeli uçak ile gitmemiz durumunda, gezinin 30 bin dolara malolacağı belirtildi. Ben de bu gelişmeler üzerine, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri'ni aradım. GAP uçağını istedim. Ancak bana, 'GAP uçağının bakımda. Bu yüzden Cumhurbaşkanımız bile son dönemde, Hava Kuvvetleri'nin bir uçağı ile uçuyor' dendi. Bunun üzerine Başbakan'dan talep de bulunduk. Sayın Gül'de, 'Memnuniyetle' dedi. ATA uçağı ile gitmeye karar verdik. Ben, Cumhurbaşkanlığı'na vekalet ediyorum. ATA uçağı yerine GAP olsaydı, bizim için daha iyi olurdu...' Araç saltanatı ve savurganlık 'Kamuda israf ve savurganlık olmaması gerekir. Meclis'te şişkin personele, benzine ve sağlık harcamalarına trilyonlarca para ayrılıyor. Bunların hepsini çözmemiz gerekiyor. Eski Meclis başkanlarına makam aracı verilmiş, koruma verilmiş. Bunların yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Eski başkanlara makam aracı verilmesi uygulamasına son vereceğiz... Şu anda bana sunulan belgeye göre Meclis'te, 161 binek aracı var. Bu araçları kimin kullandığını, hangi amaçla kullandığını doğrusu ben de bilmiyorum. Bunu tespit ettiriyoruz. Onun için çalışma yapıyoruz. Gerekirse bir havuz oluşturacağız. Şu anda Meclis'te 18 tane komisyon var. Her komisyon başkanına bir araç verilmesi saltanatına, son vereceğiz. Gerekirse, Meclis'in tahsis ettiği binek araçlarının, resmi görev haricinde şehir dışına çıkarılmasını yasaklayacağız...' Devlette ideolojik kadrolaşma 'Kadrolaşma her hükümet döneminde olur. Bazısında çok olur, bazısında az olur. Kendi düşüncelerine, ideolojilerine uygun insanları getiriyorlar. Bu, Türkiye'de yaşanan bir gerçek. Bunun dışında; adama göre iş değil, işe göre adam, yani; o işin ehlinin getirilmesi ise, buna kadrolaşma dememek gerekir. Burada bir liyakat esası vardır. Ama bir bakan veya milletvekili, teşkilatlarından gelen tavsiyeler doğrultusunda, 'Bu benim ideolojime sahip, diğeri değil' şeklinde bir ayrımcılık yapıyorsa, bunun neticesinde kadrolaşma oluyorsa, Türkiye, bundan zarar görür. Ama ben, hükümetin böyle bir şeyi yapacağını sanmıyorum. 3 Kasım sonrasında ne parlamento, ne de hükümet içinde, böyle bir ideolojik kadrolaşmanın yaşanacağını sanmıyorum...' Geçici sekreterlerin durumu 'Meclis'te 250 civarında kadrolu sekreter bulunuyor. Ama dışarıdan değişik kurumlardan gelip, burada birkaç dönem çalışan veya son dönemde gelmiş olanlar, yani milletvekilleri ile anlaşarak kendilerini talep ettiren sekreterler de bulunuyor. Bu yüzden, bizim kadrolu personelimiz boş kaldı. Ben, bu insanlara oda veremiyorum, iş veremiyorum. Bu yüzden, Meclis'te temsil edilen her iki partinin grubunu uyardım; 'Lütfen milletvekili arkadaşlarımıza söyleyin, kadrolu sekreterleri alsınlar' dedim. Ayrıca, CHP henüz başkanvekilini bildirmedi. Bildirirse, Başkanlık Divanı oluşacak. Ben de toplayacağım ve gerekli kararı alacağız. Kadrolular duracak. Geçici görevle çalışanları ise kurumlarına iade edeceğiz...' Komisyonlara dil şartı... 'Uluslararası komisyonlarda görev alacak milletvekilleri, yabancı dil bilmek zorundalar. Geçmiş dönemlerde liderlere yakın olup, bunun keyfini sürdürmek isteyenler komisyon üyesi olmuş. Biz, eski köye yeni adet getirmiyoruz. Bu konuya ilişkin 3650 sayılı kanun var. Buna göre, uluslarası komisyonlarda görev alacak milletvekillerin yabanci dil bildiklerine dair belge getirmeleri zorunlu. Meclis'te böyle 8 komisyon var. Yabancı dil bildiğine dair belgesi sunulmayan hiçbir milletvekili, bu komisyonlara üye olamayacak. Ben şimdi Sayın Kemal Derviş'in ingilizce bilmediğini iddia edebilir miyim? Ama kanun bunun belgesini istiyor. Belge yok. Grup başkanvekilleri beni arayıp, 'Bizim bunlar lisan biliyor dememiz yetmez mi' diye soruyor. 'Yetmez' dedim. Neden? Kanun böyle diyor. Kuralları uygulumazsan keyfiyet olur. Bu yüzden mutlaka belge göndermelerini istedim. Ayrıca emir verdim. Belge gelmeden bunlar Meclis Başkanlık Divanı'na sunulmayacak... Bir de, yurtdışına giden komisyondaki arkadaşlar tercüme yaptırıyorlar. 4 oturum için 140 milyar lira para ödenmiş. 'Ne bu' dedim, 'Tercüme parası' dendi. Ama bu iş değil ki. Siz yeri geldi mi, orada konuşacaksanız. Sohbet edeceksiniz. Türkiye'ye geldiğinizde de, o insanı arayacaksanız. Ayaküstü, 'How are you' demesini bilmeyen bir insanı oraya göndermenin bir anlamı olmaz ki...' Dokunulmazlığın sınırı... 'İsmail Alptekin'in Başkanlığı'nda Uzlaşma Komisyonu'nu tekrar faaliyete geçireceğim. Bu komisyon, Anayasa değişikliklerini ele alacak. Dokunulmazlık konusunu da, bu komisyon inceleyecek. Ama ben, 'Dokunulmazlıklar tamamen kaldırılsın' diyen bir insanla aynı görüşü paylaşmam. Yasama dokunulmazlığı tam ve mutlaktır. Biz, şu anda bunu sağlamıyoruz. Onun için, yasama dokunulmazlığının kalması gerekir. Ama herhangi bir milletvekili suç işlerse ve bununla ilgili mahkemeden fezleke gelirse, hakkındaki işlemlerin hızlandırılması gerekir. Eğer o milletvekili için komisyonda dokunulmazlığın kaldırılması yönünde bir karar çıkarsa, o dosyanın en geç bir ay içinde Genel Kurul'a havale edilmesi sağlanabilir. Dokunulmazlığını tamamen kaldırırsanız, milletvekilini hedef haline getirirsiniz. Sonuçta milletvekili siyasi bir kişidir. 40 tane düşmanı vardır. Dokunulmazlığı kaldırırsanız, onu konuşmasından dolayı idam talebiyle yargı karşısına çıkarırlar. Bunu unutmamak gerekir...' Bayan vekillere pantolon... 'Bayan milletvekillerinin pantolon giymesinin bence bir sakıncası yok. Öğrenci giyiyor, memur giyiyor, milletvekili niye giymesin? Daha rahat olacaksa, buna sıcak bakarız. Ancak burası Meclis, bazı kanun ve kuralların olduğunu da unutmamak gerekir. Şu anda bu yönde bir talep yok. Gelirse değerlendiririz...' (Star) Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:54

İLGİLİ HABERLER