Medya
  • 1.5.2022 18:39

CHP'nin adaleti!.. İstiklal Mahkemesi'nin verdiği 10 yıl hapse itiraz etti, asıldı

CHP’NİN ADALETİ! 10 YIL HAPSE İTİRAZ ETTİ, İDAM ETTİLER
Şeyh Said isyanı sadece Şark’ı etkilemedi. Bu isyan Ankara’da yıkımı neden oldu
İsyanında en büyük zararı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gördü.
Cumhuriyet kurulduğunda, M.Kemal ’in partisi olarak bilinen CHP’nin rakibi yoktu.
Batı Türkiye’de çok partili bir demokrasi istiyordu.
Tek parti idaresini diktatörlük olarak görüyordu.
Bir iddiaya göre M. Kemal, tıpkı Komünist fırkasını kurdurduğu gibi yakın arkadaşlarına bu kez Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdurdu.
Bütün amaç ve niyet; batıya karşı çok partili bir demokratik düzen görüntüsü vermekti.
CHP’nin dine bakışı ve batıya olan düşkünlüğünden rahatsız olanlar, büyük bir hızla yeni kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şemsiyesi altına girdi.
Kısa sürede halkın teveccühü de bu partiye yöneldi.
CHP; ülke genelinde büyük bir hızla erimeye, TCF ise anormal bir şekilde yükselmeye başladı.
Bu durum M. Kemal için kabul edilemez bir durumdu.
M. Kemal; CHP Grup İdare Kurulu’nda yaptığı sert konuşmada, silah arkadaşı Kazım Karabekir’in kurduğu fırkanın kendisine karşı bir komplo olduğunu belirterek şöyle dedi;
- Efendiler! Sizi çok önemli bir meseleye karar vermek için topladım. Memlekette menfi tahrikât son haddini bulmuştur. İstanbul basını, TCF’nin dini siyasete alet eden propagandası şurada burada sinmiş olan mürtecilere cesaret vermektedir. Yer yer Cumhuriyet idaresi aleyhinde ağır isnatlar ve iftiralar yapılmaktadır.

Buradaki ağır isnatlardan maksat şu idi;
-Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ’nın bazı yöneticileri, dine uygulanan baskılardan ve batıya özentiden rahatsızlardı ve bu düşüncelerini açıkça söylemeye başlamışlardı.
Hatta gazetelere beyanat verip; CHP yönetiminin sarhoşluğu, zinayı ve ahlaksızlığı yaygınlaştırdığını, milleti dinsiz etmek istediğini söylüyordu.

Atatürk’te o gün zaten bu noktaya işaret ederek şöyle dedi;
- ‘Din elden gidiyor, aile hayatımız, binlerce yıllık geleneklerimiz birbiri ardınca yıkılıyor, bu gidişle Garp medeniyetini alacağız diye dinimizden olacağız’ yolundaki propagandaların tesirsiz kalacağını sanmak budalalık olur.
Benim görüşüme göre yakın bir zamanda bir ihtilal ile karşılaşmamız mümkündür.
Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların
binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lazım.

Mustafa Kemal konuşmasının sonunda bu düşüncedekilere karşı çok sert tedbirler istedi.
CHP grubu, M.Kemal ’in istediği taleplerin hiç birisini yerine getirmedi.

M.Kemal‘ in partisi CHP’ye söz geçirememesi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı daha da güçlendirdi.
Batıya görüntü vermek için yakın arkadaşlarına kurdurduğu parti, kendi partisi CHP’nin üzerine çıkmıştı.
Emin olun o tarihte bir seçim yapılsa, TCF CHP’yi ezip milletvekilliğini silip süpürürdü.
M. Kemal bu meseleye bir çare ararken, Şarktaki Şeyh Sait isyanı adeta ilaç gibi geldi.
İsyan için çıkartılan Takrir-i Sükûn yasası ve kurulan İstiklal Mahkemeleri, hür basının ve muhalefet partisi TCF’nin susturulmasına sebep oldu.  
Meclis’te Takrir-i Sükûn yasası ve kurulan İstiklal Mahkemeleri kurulması tartışılırken, Ilımlı tavrıyla bilinen Başbakan Ali Fethi Bey, şöyle dedi;
-  “Bütün Şark illerinin valilerine, jandarma alay kumandanlarına ve polis müdürlerine şifreyle isyanın oralarda olup olmadığını sordum. Aldığım cevapların hepsi bu isyanın hiçbir vilâyet, kaza ve köylerinde emaresi ve aşarı (eserleri) bulunmadığı mahiyetindedir.
Bu isyan yalnız ve yalnız Şeyh Saîd ile Çapakçur halkının isyanıdır.
Binâenaleyh ben Allah’a, tarihe ve millete karşı elimi haksız kana boyayamam. Seve seve başvekâletten çekilirim.”

Ali Fethi Bey’in konuşmasından sonra söz alan İsmet İnönü şöyle dedi;
- Bu isyan şamildir ve müretteptir (umumidir ve tertiplenmiştir). Binâenaleyh beni iktidara getirirseniz ben İstiklâl Mahkemeleriyle Divan-ı Harp-i Örfîleri (sıkıyönetim mahkemelerini) kurar bunları asar, keser ve sürerim.
M.Kemal’ in baskısıyla Ali Fethi Bey elini kana bulamadan istifa etti. Yerine ise İnönü; asmak, kesmek ve sürmek için Başvekil koltuğuna oturdu.
Şeyh Said asıldıktan sonra; İsyana destek verdiği iddia edilen bâzı gazete ve dergiler kapatıldı. Bunlar Tevhîd-i Efkâr, İstiklâl, Son Telgraf, Sayfa gazeteleriyle Sebîlürreşad ve Aydınlık dergileriydi.
Bir müddet sonra bâzı muhalif gazeteciler de tutuklandı.
Velid Ebüzziya, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, Eşref Edib, Sadri Ethem, Ahmed Emin Yalman, Suphi Nuri İleri, Ahmed Şükrü Esmer, İsmail Müştak Mayakon, Abdülkadir Kemali Öğütçü bunlar arasındaydı.
Şeyh Saîd Olayı ve olmayan İzmir Suikasti bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu’na dayanılarak; Cumhuriyet döneminde ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası,  3 Haziran 1925’te kapatıldı.
Mustafa Kemal; Şeyh Said’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından cesaret aldığına inanıyordu.

Bu fırkanın tüzüğüne konulan, “TCF, DİNİ İNANIŞLARA SAYGILIDIR” ifadesi Atatürk’ü çok kızdırmıştı.
Bu kızgınlığını her fırsatta açıkça da bildirdi ve TCF’nin dini siyasete alet ettiğini söyledi…
Mustafa Kemal silah arkadaşı olan Terakkiperver Fırka kurucularını; Cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile suçladı.
Bunların her biri idamlık suçtu.

Nitekim partinin önemli isimlerini ipe götüren kararlar da bu suçlamalara dayandı.
Şeyh Said isyanının hemen ardından gelen ve halen de tartışmalı olan İzmir Suikasti olayı, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurucularının idam fermanı oldu.
14 Haziran 1926'da İzmir Suikastı sonrasında TCF KURUCUSU paşalar tutuklandı.
Onların en önemlisi Kazım Karabekir’di.
Karabekir gözaltına alındığı anı ve mahkemeyi şiirle anlattı;
Tam yüz kişiyle sarılmıştı evim. 
Cürüm ne imiş henüz yoktu haberim.
Jandarmalar, memurlar, kamyonlar, polisler, etrafı sarmışlar, köşkümü gözlerler.
Nihayet aldılar köşkümde. 
Bir sabah erken.
İki kere yapıldı bu merasim, iki gün arayla bana.
Acısını sormalı köşkte ağlayana.
Gidiyor İstiklal Harbi’ni kuran merasim-i mahsusla.
İzmir İstiklal Mahkemesine çifte polisle.
Ben çok acı hakikatler attım ortaya.
Mahkemeyi sarstım, fakat etraf kaya Ölü her şey.
Ve kımıldamıyor bir şey. 
Hükümet fırkası (CHP) muhakeme ediyor. 
Muhaliflerinin(Muhalefet Partisinin) mücrimini (suçunu) seçiyor.

Yargılanan isimler arasında ise Kazım Karabekir’in dışında Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar Eğilmez gibi bir dönemin kahraman Paşaları vardı.
Türk ordusunun güçlü paşalarının hain gibi sefil bir şekilde yargılanması, bazı subayları rahatsız etti.
Vazife başındaki bu subayların silahları ile mahkeme salonunu basıp hep bir ağızdan, “Kel Ali, Kel Ali...” diye bağırmaları üzerine ortalık karıştı.
Kel Ali” diye bağırdıkları; Devrin İslam âlimlerini verdiği keyfi kararla darağacına gönderen İstiklal Mahkemeleri’nin zalim Başkanı Ali Çetinkaya idi.
Hiçbir hukuk bilgisi yokken mahkeme başkanlığına getirilen Çetinkaya, 1920-1927 yılları arasında Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde verdiği idam kararlarıyla tam 2 bin 470 kişiyi astı. 
Silahlı subayların mahkemeyi basması, hem Kel Ali’yi hem de CHP’yi korkuttu.

İçlerinde Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşa gibi İstiklal Savaşı'na katılanların da bulunduğu bu komutanlar, Mustafa Kemal’in "özel affı" ile idamdan kurtuldu.
Mahkeme kararınca Şükrü Bey, Sarı Efe Edip, Ziya Hurşit, Laz İsmail, Abidin Bey, Çopur Hilmi, Ayıcı Arif Bey, Hafız Mehmed, Gürcü Yusuf, Baytar Rasim ve Rüştü Paşa idam edildi.
Hapis cezası alanlar arasında ilk Başbakanlarımızdan Hamidiye Kahramanı Hüseyin Rauf Orbay, idam edilenler arasında ise Arif Bey, Ziya Hurşit, İsmail Canbulat ve Halis Turgut gibi dönemin önemli isimleri vardı.
İdamlıklardan Kara Kemal Bey kolluk kuvvetlerine teslim olmayıp intihar etti.
Asılanlardan birisi de İsmail Canbulat’dı.

Osman Canbulat önemli bir Osmanlı istihbaratçısıydı. İttihatçı Çerkez lakabıyla tanınıyordu. Bu suikast ile hiçbir alakasının olmadığını belirtip karar itiraz etti.
İstiklal Mahkemelerinde savunma ve avukat diye bir şey yoktu.
Şevket Süreyya Aydemir’in, “Bu mahkemelerde avukat bulundurmak, hatta şahit dinlemek gibi usullerle vakit kaybedilmediğini” yazdığı olay zuhur etti.
İsmail Canbulat bu cezayı hak etmediğini, karara itiraz edeceğini söyledi. Oysa istiklal mahkemesi, sanıklara avukat tutma hakkı vermediği gibi, üst mahkeme yolunu da baştan kapatmıştı.
Ne hikmet ise; İsmail Bey’in itirazı kabul gördü ve savunmaya çağrıldı.
İsmail Canbulat, savunmasını vermesinin ardından bu kez de idama mahkûm edildi.
Kendisi gibi 10 yıl hapse mahkûm edilen ve karara itiraz eden Halis Turgut için de idam kararı çıktı.
Böylece İzmir Suikasti Davasında asılanların sayısı 13’e çıktı.
İsmail Canbulat; kemendi boynuna geçirirken gözlüğünü çıkarmaya çalışan cellada "bırak gözlüğümü, sen işine bak" diye bağırarak ölüme gitti.

Mahkeme Başkanı Kel Ali’nin ağzından, “Zanlının idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine karar verildi” şeklinde dalga geçmeler bu kararlardan sonra çıktı.
İstiklal Mahkemeleri’nin müebbet hapse mahkûm ettiği Hüseyin Cahid Bey’in mahkemede söylediği şu söz, İstiklal Mahkemelerini tasvire kâfidir: “Böyle bir mahkemede hâkim olmaktan ise, mahkûm olmayı tercih ederim.”
İşte CHP’nin adaleti…

İnönü’nün dediği gibi.
Allah diyeni; asar, keser ve sürer.
Milleti düşman bilip, Kâfiri över.

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER