Araştırmacılar, özellikle soğan ve bazı kronik hastalıkların riskini azaltmadaki potansiyel rolüne odaklanan yeni bir çalışmada, gıda tercihleri ile sağlık arasında ilginç bir bağlantı ortaya koyuyorlar.
Uluslararası bir araştırma ekibi, soğan kokusuna ve tadına olan ilginin, tip 2 diyabet veya yüksek tansiyon geliştirme olasılığının azalmasıyla bağlantılı olabileceğini buldu.
Çalışma, genler ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgiler içeren Birleşik Krallık sağlık veri tabanından elde edilen, 37 ile 73 yaşları arasındaki 160.000'den fazla kişinin genetik ve beslenme verilerinin analizine dayanmaktadır.
Araştırmacılar, 96 farklı gıda tercihi arasında yüzlerce ilişki olduğunu tespit etti. Bu ilişkiler arasında sarımsak, greyfurt, soğan, yaban turpu, fasulye ve yiyeceklere tuz ekleme tercihleriyle ilişkili genetik varyasyonlar da yer alıyordu.
Ancak en dikkat çekici bağlantı, soğan tercihi ile koku alma reseptörü geni OR2T6'daki belirli bir gen varyantı arasında ortaya çıktı ve bu da ekibi bu ilişkiyi daha derinlemesine incelemeye yöneltti.
Sonucu doğrulamak için, daha genç bireylerden oluşan daha küçük bir veri kümesi üzerinde (yaklaşık 25 yaşında) test yapıldı ve aynı genetik varyantın farklı yaş gruplarında soğan tercihinin tutarlı bir göstergesi olabileceği bulundu.
Bu tür analizlerin önemi, genlerin doğumdan itibaren sabit olması ve zamanla değişebilen beslenme alışkanlıklarının aksine yaşam tarzı veya çevresel değişikliklerden etkilenmemesi gerçeğine dayanmaktadır.
Örneğin, diyabet bir kişiyi diyetini değiştirmeye yönlendirebilir, ancak genetik yapısını değiştirmez.
Araştırmacılar daha sonra bu genetik varyantı bağımsız sağlık verileriyle ilişkilendirdiler ve yüksek tansiyon ve tip 2 diyabet riskinin azalmasıyla bir bağlantı buldular.
Bu yöntem "Mendel rastgeleleştirmesi" olarak bilinir ve diyetin etkilerini ölçmek için öznel ve yanlış olabilecek ifadelere güvenmek yerine, genetik varyantları alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanır.
Araştırmacılar, bu yaklaşımın gıda ve hastalık arasındaki ilişkinin daha net anlaşılmasına yardımcı olabileceğine inanıyor ve bu yöntem daha önce kahve, alkol ve sütle ilgili çalışmalarda kullanılmıştı.
Ancak ekibe göre, asıl zorluk, bir kişinin günlük olarak tükettiği şeyleri doğru bir şekilde yansıtan genetik belirteçleri tespit etmenin zorluğu olmaya devam ediyor.
Araştırmacılar, tat ve koku genlerine odaklanarak, gıda tercihlerini genetik ve sağlık faktörleriyle ilişkilendiren daha doğru bir model oluşturmayı umuyorlar.
Ancak araştırmacılar, mevcut bulguların soğan sevgisi ile bu sağlık yararları arasında doğrudan bir nedensel ilişkiyi kanıtlamadığını, yalnızca daha fazla çalışma gerektiren bir korelasyona işaret ettiğini vurguluyor.
Ekip, kesin sonuçlara varmadan veya tıbbi uygulamalar yapmadan önce bu sonuçların daha büyük ve daha çeşitli örneklemler üzerinde tekrarlanması gerektiğinin altını çiziyor.
Ancak, sonuçlarda yalnızca bir tür yiyeceğin belirgin bir şekilde yer almasının, analizde kullanılan metodolojinin sağlamlığını gösterdiğine inanıyorlar.
Sağlık tahminlerine göre, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı şeker tüketimi veya yetersiz meyve ve sebze tüketimi nedeniyle yılda yaklaşık 11 milyon erken ölüme yol açmaktadır.
Çalışma, beslenme ve hastalık arasındaki ilişkiyi anlamanın karmaşık bir zorluk olmaya devam ettiğini, ancak yeni genetik araçların kullanımının bu alanda daha iyi olanaklar sağlayabileceğini vurgulayarak sona eriyor.
Çalışmanın sonuçları BMC Medicine dergisinde yayımlandı.
Kaynak: Science Alert




