ABD Başkanı Donald Trump tarafından, imzalanan ateşkes anlaşmaları uyarınca İsrail silahlı kuvvetlerinin Suriye, güney Lübnan ve Gazze Şeridi’nde işgal altında tuttuğu alanlardan çekilmesi istendi. Bu talep, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Washington'da yapılacak görüşme öncesinde geldi.
Henüz Trump’ın çağrısına resmi bir yanıt vermemiş olan Netanyahu'nun, işgal altındaki toprakların akıbetini ABD'de gerçekleşecek bu kritik buluşmada masaya yatırması bekleniyor. Ancak Netanyahu tarafından ziyaret öncesi yapılan beyanatlar, İsrail'in mevcut işgal politikasından kolaylıkla geri adım atmayacağının sinyallerini veriyor.
SEÇİM BASKISI VE İŞGAL SİYASETİ
Netanyahu hükümetinin işgal politikasındaki bu ısrarcı tavrı, ülkenin seçim takvimiyle yakından ilişkili görünüyor. 2023 yılından beri aralıksız süren çatışmalar, ülke ekonomisine ağır darbe vurmuş ve nüfusun bir bölümü güvenlik endişeleriyle ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, 27 Ekim'de yapılacak seçimler öncesinde hükümeti ciddi bir baskı altına sokmuştur.
Kamuoyu yoklamalarında Netanyahu’nun partisi Likud’un liderliğini sürdürmesine rağmen, mevcut iktidar koalisyonunun meclis salt çoğunluğunu yitirme riski bulunuyor. Muhalefet kanadının, koalisyonu oluşturan partilerin hiçbiriyle iş birliğine gitmeyeceğini deklare etmesi, İsrail’de bir iktidar değişikliği ihtimalini kuvvetlendiriyor.
Netanyahu’nun, Trump’ın talebini geri çevireceği yönündeki iddialar, seçimler yaklaşırken siyasi tabanını konsolide etme stratejisinin bir unsuru olarak yorumlanıyor. Başbakan'ın bu tutumunun, özellikle sağcı ve aşırı milliyetçi seçmen kitlesine yönelik bir mesaj olduğu düşünülüyor. The Economist'in aktardığına göre, uzun süredir görevde olan Netanyahu, seçim kampanyasında güvenlik ve savunma konularını daima ön planda tutmuştur.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Savunma Bakanı Yisrael Katz gibi isimler de çeşitli demeçlerinde, işgal altındaki bölgelerden çekilme gibi bir planlarının olmadığını ifade ederek Netanyahu'ya destek vermişlerdir. İki lider arasındaki tansiyon, İsrail medyasının Netanyahu ve kabinesinin savaşı sürdürme kararı aldığını yazmasıyla tehlikeli bir seviyeye tırmanmıştır.
GAZZE'DEKİ DURUM VE ULUSLARARASI GÜÇ
Kanal 13'ün haberine göre, Tel Aviv yönetimi, Trump'ın çekilme talep ettiği Gazze Şeridi'ne Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılmasına onay vermiştir. Ancak kaynaklar, Hamas tamamen silahsızlandırılıp Gazze'den çıkarılana dek İsrail ordusunun Sarı Hat üzerindeki denetimini devam ettireceğini ve bir geri çekilmenin söz konusu olmayacağını belirtmektedir.
İsrail medyasına bilgi veren ve ismi gizli tutulan yetkililer, ISF bünyesinde şu an için sadece Uganda ve Fas gibi İsrail ile dostane ilişkilere sahip ülkelerden yaklaşık 200 temsilcinin bulunduğunu aktardı. İsrail kabinesinin, bu güce Uluslararası Kuruluşlar İçin Dokunulmazlıklar yasası kapsamında yasal koruma sağladığı ve güçlerin, İsrail ordusuyla tam koordinasyon halinde, ordunun işgali dışındaki alanlarda görev yapacağı vurgulandı.
Bir yetkili, "Herhangi bir ISF unsurunun ülkeye girişi Başbakan, Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı'nın ayrı ayrı onayına tabi olacak. İsrail, hangi ülkelerin güç gönderebileceğini yalnızca barış anlaşmamız bulunan ve uluslararası alanda ülkeye veya yetkililerine karşı faaliyet yürütmeyen devletler arasından seçecek" ifadelerini kullandı.
Gazze'de 10 Ekim 2025'te ateşkesin başlamasına karşın İsrail’in saldırı, yıkım ve abluka faaliyetleri devam etmiştir. Gazze'nin yaklaşık %70'ini kontrol altında tutan İsrail, Filistinli nüfusu bölgenin %30'undan daha küçük bir alana hapsetmiştir. Ateşkesin üzerinden aylar geçmesine rağmen insani kriz derinleşmekte, uluslararası yardım kuruluşları İsrail ablukası nedeniyle bölgede ciddi gıda, ilaç ve yakıt sıkıntısı yaşandığını bildirmektedir.
İSRAİL SİYASETİNDE SEÇİM HESAPLARI
İsrail halkı, 27 Ekim'de yeni Knesset (parlamento) üyelerini belirlemek üzere sandık başına gidecek. Ekim 2023'teki Hamas saldırıları ve ardından gelen uzun süreli savaşlar, Netanyahu'nun hem uluslararası alandaki hem de ülke içindeki itibarını zedelemiştir. Seçmenler, doğrudan adaylara değil, birden çok adayın yer aldığı parti listelerine oy verecektir.
Anketler, Likud'un en büyük parti olarak kalacağını öngörse de, Netanyahu'nun iktidar bloğunun çoğunluk için gerekli olan 61 sandalyeye ulaşması zor görünmektedir. Netanyahu'nun ortakları arasında yer alan ultra-Ortodoks partiler, genç dindar erkeklerin askerlikten muaf tutulması konusundaki ısrarları nedeniyle toplumda tepki çekmektedir. Diğer bir koalisyon ortağı Dini Siyonizm Partisi'nin ise %3,25'lik seçim barajının altında kalma ihtimali bulunmaktadır.
Netanyahu'nun en büyük avantajı, bölünmüş bir yapı sergileyen muhalefetin şimdiye dek ortak bir lider etrafında birleşememiş olmasıdır. Muhalefetin liderliği için en güçlü iki aday, eski Başbakan Naftali Bennett ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot olarak öne çıkmaktadır. Bennett'in Birlikte ve Eisenkot'un Eylül 2025'te kurduğu Yashar partileri, anketlerde yükseliş eğilimindedir.
Arap ve Filistinli vatandaşları temsil eden Ra'am, Hadash, Ta'al ve Balad partileri ile sol kanattaki İşçi Partisi ve Meretz'in birleşimiyle oluşan Demokrat Arap partileri de seçimde kilit rol oynayabilir. Bir listenin meclise girebilmesi için ülke genelindeki oyların en az %3,25'ini alması gerekmektedir.
KRİTİK WASHINGTON ZİYARETİ VE OLASI SONUÇLAR
Netanyahu'nun yakında Washington'da Başkan Trump ile yapacağı görüşme, İsrail-ABD ilişkileri için bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor. Görüşmede işgal politikaları, Gazze'deki insani durum ve bölgesel güvenlik meselelerinin ele alınması bekleniyor. İsrail medyasında yer alan iddialara göre Netanyahu, Trump'ın çekilme talebini reddetme konusunda kararlı bir duruş sergileyecek.
İsrail'in Trump'a vereceği olumsuz bir karşılık, ABD'nin büyük çabalarla hayata geçirdiği ateşkes anlaşmalarını geçersiz kılma potansiyeli taşıyor. Halihazırda çalkantılı bir dönemden geçen iki ülke ilişkileri, Trump ve Netanyahu arasındaki bu kritik görüşmede daha da ciddi bir yara alabilir. Netanyahu'nun bu baskılara karşı benimseyeceği strateji, hem seçim kampanyasının kaderini hem de İsrail'in uluslararası pozisyonunu belirleyecektir.




