Türkiye ile ABD arasında imzalanan bu anlaşma, Türkiye’nin enerji stratejisinde teknolojik çeşitlilik, enerji bağımsızlığı ve küresel güç dengeleri açısından çok kritik bir eşiği temsil ediyor.
Türkevi’nde Türkiye Nükleer Enerji A.Ş. (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) arasında imzalanan ve ABD bütçeli bu teknik iş birliği anlaşması, temelleri daha önce atılan Stratejik Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı’nın ilk somut sahadaki adımıdır.
Bu anlaşmanın taşıdığı stratejik ve pratik anlamlar şu başlıklar altında özetlenebilir:
1. Yeni Nesil Teknolojilere Geçiş (SMR ve 4. Nesil Reaktörler)
Anlaşmanın odak noktasında geleneksel devasa nükleer santrallerden ziyade Küçük Modüler Reaktörler (SMR) ve 5 farklı 4. nesil reaktör tasarımı yer alıyor.
SMR’lar, dev santrallere kıyasla daha hızlı inşa edilebilen, maliyeti düşük, esnek ve sanayi bölgelerine entegre edilebilen güvenli yeni nesil teknolojilerdir.
ABD’li şirketlerin tasarımları Türkiye’nin teknik, ekonomik, mevzuat ve lisanslama şartları açısından en az 1 yıl boyunca mercek altına alınacak.
2. Rusya ve Çin Bağımlılığına Karşı Enerji Sepetini Çeşitlendirme
Türkiye’nin ilk nükleer santrali olan Akkuyu projesi tamamen Rusya (Rosatom) ortaklığıyla yürütülüyor. İkinci ve üçüncü santral projelerinde ise Rusya ve Çin öne çıkan aktörler arasındaydı.
ABD ile yapılan bu anlaşma, Türkiye’nin sivil nükleer enerjide tek bir ülkeye ya da teknolojiye bağımlı kalmak istemediğini, tedarik zincirini ve teknolojik altyapısını Batı bloğuyla dengelemek istediğini gösteriyor.
3. 2053 Net Sıfır Emisyon ve Sanayi İhtiyacı
Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda kömür ve doğalgaz santrallerinin yerini kademeli olarak temiz ve kesintisiz enerji kaynaklarının alması gerekiyor. Ağır sanayi, çelik sektörü ve büyüyen veri merkezleri için kesintisiz yüksek güç sağlayan modüler nükleer reaktörler, yeşil dönüşümün en güçlü araçlarından biri olarak görülüyor.
4. Türk-Amerikan İlişkilerinde Enerji Diplomasisi
Uzun süredir güvenlik ve savunma sanayii eksenli tıkanıklıklar yaşayan Türkiye-ABD ilişkilerinde sivil nükleer ve yeşil enerji, iki ülke için yeni bir "stratejik ortaklık zemini" işlevi görüyor. ABD finansmanıyla yürütülecek fizibilite çalışmaları ve 2027’de Türk yetkililerin ABD’deki tesisleri inceleyecek olması, kurumsal iş birliğini derinleştirecektir.
Özetle bu imza, henüz yeni bir nükleer santralin temelinin atılması anlamına gelmiyor; fakat Türkiye'nin önümüzdeki 20-30 yıllık nükleer enerji haritasında ABD teknolojilerine ve SMR konseptine resmi olarak kapı açtığı anlamına geliyor.

