Avrupa'da şu günlerde çok sık sorulan ''Nüfusunun çoğunun Müslüman olması Türkiye'nin AB üyeliğine engel oluşturur mu?'' sorusuna Hollanda'dan çok açık ve net bir yanıt geldi: Hayır, bunun bir engel oluşturduğuna inanmıyoruz...
Bu değerlendirme Hollanda hükümeti için hazırlanan 'AB, Türkiye ve İslam'' başlıklı 177 sayfalık raporun özünü oluşturuyor. Avusturya ve Fransa'nın ardından, Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesine olumsuz yaklaşan bir diğer ülke olan Hollanda, kararın verileceği Aralık 2004 tarihinde AB dönem başkanlığı görevini de yürütüyor olacak. Bu nedenle Hollanda hükümeti daha net bir karara varabilmek için Türkiye'deki din-devlet ilişkileri üzerine kapsamlı bir rapor talep etti.
Hollanda Hükümet Politikaları için Bilimsel Konsey (WRR) tarafından Prof. Erik-Jan Zürcher -ki iki kitabı bulunuyor: Modernleşen Türkiye'nin Tarihi ve Milli Mücadelede İttihatçılık- ve Türkolog Heleen van der Linden gibi saygın Türkiye uzmanlarına hazırlatılan raporda ''1999 yılında aday ülke statüsü verildiğinde Türkiye nüfusunun çoğunun Müslüman olması bir rol oynamamıştı. Fakat 11 Eylül saldırılarının ardından AB üyeleri arasında İslamiyet ve Müslümanlar hakkında endişeler başgösterdi. Türkiye'nin İslami karakterinin AB değerleriyle uyumlu olup olmadığı konusunda kuşkular doğdu'' deniyor.
Laiklik çok köklü
Türkiye'nin modernleşme ve laikleşme sürecinin uzun uzun anlatıldığı raporda, ülkede varolan Îslami grup ve cemaatler, siyasal İslam'ın gelişimi ayrıntılarıyla ele alınıyor. Raporda ''Nüfusunun çoğunun Müslüman olmasının Türkiye'nin AB üyeliğine bir engel oluşturduğuna inanmıyoruz'' yorumu şu gerekçelerle pekiştiriliyor:
* Çünkü Türkiye'de laiklik prensibi ve demokratik hukuk devleti anlayışı son derece köklüdür.
* Ayrıca tarihsel açıdan bakıldığında Türkiye'de laik devletin oluşumu ile Batı Avrupa devletlerinin oluşumları arasında çok sayıda parallellik olduğu görülür.
* Türk İslami, ülkenin bu yöndeki gelişimini engellememiş, tam aksine yardımcı olmuştur.
* İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan demokratikleşme sürecinde İslamiyet'in yükselişe geçip önde gelen siyasal güçlerden biri olması doğal bir gelişmedir.
Sorun dinde değil devlette
WRR raporuna göre, AB perspektifinden bakıldığında Türkiye'de dinin devlete etkisinden çok, devletin din üzerindeki etkisi sorun doğuruyor. Türkiye'de devletin dine, AB üyesi ülkelerin tümünden daha fazla müdahale ettiği kaydedilen raporda, laik devlet yapısının korunması için birtakım anayasal kısıtlamalara gidildiği, ordunun ''sistemin koruyucusu'' olarak öne çıktığı ileri sürülüyor.
Raporda ''Ordunun etkisinin azaltılmasının ve anayasal kısıtlamaların gevşetilmesinin, Türk İslamı'nın genellikle ılımlı olan yapısını bozacağını ve böylelikle laik sisteme zarar vereceğini düşünmüyoruz'' denerek bu önermenin gerekçeleri şöyle sıralanıyor:
* Çünkü Türk halkının büyük çoğunluğu îslami köktendinciliği, dinsel hoşgörüsüzlüğü reddiyor ve ılımlı partileri destekliyor.
* Ayrıca Türk halkının çoğunluğu devletin laik yapısını destekliyor ve Şeriat'ın uygulanmasına karşı çıkıyor.
* Son olarak Türkiye'de şiddet yanlısı radikal İslamcı grupların az sayıda yandaş topladığı görülüyor.
Bağımsız Türkiye Komisyonu
AB ülkelerinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Komisyonu Üyeliği yapmış önde gelen devlet adamları ve aydınlardan oluşan Bağımsız Türkiye Komisyonu'nun altı üyesi bugün ülkemize geldi. Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'nin başkanlığındaki heyette Fransa eski Başbakanı Michel Rocard, Hollanda Dışişleri eski Bakanı ve Avrupa Komisyonu eski Üyesi Hans van den Broek, İspanya Dışişleri eski Bakanı ve Avrupa Konseyi eski Genel Sekreteri Marcelino Oreja Aguirre, Avrupa Parlamentosu üyesi Emma Bonino ve Avusturya Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Albert Rohan (raportör) yer alıyor. Heyet pazar gününe kadar, Ankara ve İstanbul'da Erdoğan, Gül, sivil toplum örgütü temsilcileri, akademisyenler ve iş dünyasından isimlerle görüşecek. Rapor, 6 Eylül'de Avrupa kamuoyunun dikkatine sunulacak.
(VATAN)
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 22:29