Mavi Marmara'da acılar tazelendi...
İSTANBUL - İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından organize edilen Gazze'ye iki yıl önce insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerinin düzenlediği baskında hayatını kaybeden 9 kişi sabah saatlerinde anıldı. Baskında hayatını kaybedenlerin yakınlarının da katıldığı anma programı kapsamında kalabalık, cemaat halinde sabah namazını kıldı. Namazı 2 yıl önce saldırı sırasında gemide bulunan İslami Hareket lideri Şeyh Raid Salah kıldırdı.
Yapılan duaların ardından açıklama yapan İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, bugün saat 19.00'da Filistin için Taksim'de bir araya geleceklerini belirterek ''Gazze ablukası kalkana kadar, Filistin işgali bitene kadar, yeryüzünde fitne kalkıp din yalnız Allah'ın oluncaya kadar,gücümüzün tümüyle çalışacağız, gayret edeceğiz'' dedi.
Toplantı sonrasında Raid Salah kendisine ilgi gösteren gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Hedefine vardı
Gazze'ye insani yardım götürürken uluslararası sularda İsrail askerlerinin saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisindeki gönüllülerden Behçet Atila, ''Mavi Marmara gemisi, bizim de tahminlerimizin ötesine ulaşarak hedefine vardı'' dedi.
''Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım'' kampanyası kapsamında Gazze'ye gitmek isteyen Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2010 gecesi İsrail ordusu tarafından düzenlenen saldırı, ikinci yıl dönümün de hala gündemdeki yerini koruyor.
Gemide bulunan ve yara almadan kurtulmayı başaran İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH) Şanlıurfa Temsilcisi Behçet Atila, o günlerde yaşadıklarını ve sonrasında işleyen süreci anlattı.
Atila, 2 yıl önce Gazze Şeridi'nin, İsrail'in baskısı ve ambargosu altında olduğu için ''insan ve insaf sahibi Müslümanlar olarak'' oradaki insanlara yardım etmek amacıyla söz konusu gemiyle Türkiye'den Filistin'e hareket ettiklerini hatırlattı.
Amaçlarının oradaki insanlara yardım götürerek, çektikleri sıkıntıları dünyaya duyurmak olduğunu vurgulayan Atila, yardımları ulaştırmakta zorlanacaklarına ilişkin zaman zaman tehditler aldıklarını ancak bu kadar ''büyük ve kanlı bedel'' ödeyeceklerini tahmin bile etmediklerini ifade etti.
Behçet Atila, İsrail hakkındaki düşüncelerinin gemiye binmeden önceki dönem ile sonrası arasında daha somut bir hal aldığına işaret ederek, şöyle devam etti:
''Mavi Marmara gemisine binmeden öncesiyle bindikten sonra kafamda İsrail hakkında çok şey değişti. İsrail'in resmen bir hiç olduğunu anladım. Gemide etkisiz hale getirildik, sırtımıza botlarla basmışlar. Kendilerine baktığımızda ise titrediklerini gördük. Birçok askerleri korkudan bir şey yapamaz hale geldi ancak bir süre sonra biz onları korumaya başladık. Hatta sağlık ekiplerimiz onları tedavi bile etti.''
-''Arap Baharı'nın tetikleyicisi oldu''
Yardım organizasyonunun samimi bir niyetle doğduğunu anlatan Atila, şöyle devam etti:
''Mavi Marmara gemisi, bizimde tahminlerimizin ötesine ulaşarak hedefine vardı. Niyet iyi olunca Allah da bereket koydu, tüm dünyanın gündemine bir anda oturdu. O gün bugündür duyarlı basın mensuplarının yardımıyla halen gündemdeki yerini koruyor. Bu konudaki söz sahiplerinin yorumlarına baktığımızda Arap Baharı'nın bile tetikleyicisi olduğu dile getiriliyor. Çünkü orada da sivil, savunmasız ve silahsız insanlar var. Dünyanın ikinci süper gücü diye lanse edilen bir ülkeye karşı bir gemideki bir avuç insanın bile neler yapılabileceğini bütün dünyaya bir şekilde göstermiş oldu. Bu vaka oldu ama sürecin ağır işlemesinden biraz muzdaribiz.''
-''Yeni Marmaralar olsa da binsek''
Behçet Atila, Mavi Marmara gemisi hakkında izlediği ve gördüğü haberlerde hissettiği duyguları ise şöyle anlattı:
''O görüntüleri izlerken, çok karmaşık duygular içerisine giriyorum. Adeta bir savaş gibi bir şey. Şahsım açısından en önemli gördüğüm şey İsraillilerle yüzleşmek oldu, tir titriyorlardı. O anları tekrar yaşıyorum hatta yeni Marmaralar olsa da binsek dediğim çok oluyor. Bugün de kalksa yine bugün de gemide yer almaya çalışırız.''
Atila, zaman zaman da bilgisayarının başına geçerek, o günlere ait yaşadıklarını fotoğraf ve video kayıtlarıyla yad ediyor.
Ambargo kalkmadan acımız hafiflemeyecek
Gazze'ye insani yardım götürürken saldırı düzenlenen Mavi Marmara gemisinin yolcularından Mehmet Vural, ''Yaşanan olayların ardından Mavi Marmara gemisi değil,o gemiye yüklenen misyonun unutulmaması gerekir'' dedi.
Vural, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaşanan kanlı baskını hala unutamadığını söyledi.
Saruhanlı ilçesine bağlı Azimli köyünde yaşayan evli ve 5 çocuk babası Vural, 9 kişinin ölümü ile sonuçlanan olayda çok sayıda kişinin de yaralandığını anımsatarak sorumluların halen cezalandırılmamasının üzüntüsünü yaşadığını kaydetti.
''Yaşanan olayların ardından Mavi Marmara gemisi değil, o gemiye yüklenen misyonun unutulmaması gerekir'' diyen Vural, şöyle devam etti:
'''Bizim Gazze'ye gidişimizdeki amaç oraya maddi yardım götürmek değil, orada uygulanan ambargonun kaldırılmasını sağlamaktı. Ölümü göze almıştık. Mavi Marmara denildiği zaman cihad, şahadet ve erdemlik akla gelmeli. Nuh'un da bir gemisi vardı. Ancak o gemi kayboldu gitti. Fakat o geminin yüklendiği misyon hala yaşıyor. İşte Mavi Marmara'da bu, Mavi Marmara'yı önemli kılan da budur. İsrail'deki sorumlular ceza almadan, Gazze'deki ambargo tam olarak kaldırılmadan acımız hafiflemeyecek. Sorumlar hakkında ilerleyen günlerde maddi ve manevi tazminat davası açacağım. O davadan kazanacağım parayı da Gazze'ye göndereceğiz. Bizim sorunumuz İsraillilerle değil, İsrail hükümetiyledir.''
Yaşadıklarımı unutamıyorum
Mavi Marmara gemisinde bulunan gazetecilerden Anadolu Ajansı Muhabiri Yücel Velioğlu, ''Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen yaşadıklarımı unutamıyorum. En azından Mavi Marmara iddianamesinin kabul edilmesi bizi sevindirdi. Ama İsrail'in özür dilemesini bekliyoruz'' dedi.
O dönem Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü'nde muhabir olarak görev yapan ve geçen yıl Nevşehir'e büro sorumlusu olarak atanan Velioğlu, gemide yaşadıklarını ve gelinen süreci değerlendirdi.
Mavi Marmara'ya 5 aylık hamile eşinin ''gitme, sana bir şey olursa biz ne yaparız'' diyerek ağlamalarına rağmen bindiğini belirtti.
Mavi Marmara yolcu gemisi ile diğer gemilerin 28 Mayıs 2010'da Kıbrıs'ın güneyinde uluslararası sularda buluştuktan sonra Gazze'ye doğru yol aldıklarını belirten Velioğlu, ''5 gazeteci gemide kendimize bir yer ayarlamaya çalışıyorduk. Gemi çok kalabalık olmuştu. Her koltuğa bir kişinin oturması gerektiği anons ediliyordu. Herkes, koltuğunda ya da yer bulabilirse tulumlarında uyuyacaktı. Biz de üçüncü kattaki basın odasının girişindeki boş bölüme eşyalarımızı yerleştirdik'' dedi.
-''Uluslararası sularda olağanüstü olaylar yaşanıyordu''-
Yücel Velioğlu, Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkış haberini telefonda yazdırdığını anlatarak, ''Mavi Marmara gemisi yavaş yavaş hareket etmeye başladı. İnsanlar bu sırada, namaz kılıyor, dua ediyordu. Sabah kalkıp güverteden baktığımızda, 'Challenger 1' gemisinin de geldiğini gördük. Kıbrıs'tan yola çıkan 'Challenger 1' gemisi, gece saatlerinde Ada'nın yaklaşık 30 mil açıklarında belirlenen bekleme noktasına gelmişti'' dedi.
Savaş gemilerinin yaklaştığını gördüklerinde güverteden indiklerini, aktivistlerin ve gazetecilerin can yeleği giymek için uğraştıklarını gördüğünde heyecanlandığını kaydeden Velioğlu, şöyle devam etti:
''Herkes birbirine can yeleklerini giyerken yardım ediyordu. Erhan Ağabey, can yeleğimi giyerken yardım etti ve olası bir durumda denize nasıl atlamam gerektiğini anlattı. Can yeleği giymek iyice moralimizi bozmuştu. Daha sonra basın merkezine giderek, haberimi merkeze gönderdim. Akdeniz'de uluslararası sularda olağanüstü olaylar yaşanıyordu. Gün içerisinde birbirinden yaklaşık 2 mil uzaklıkta seyir halindeki 6 gemi, birbirlerine iyice yaklaşmıştı. Mesafemiz diğer gemilerle yaklaşık 300 metreye kadar düştü. Bu kez, geminin içindeki merdivenlerden üst güverteye çıkmak için yöneldim. Merdivenin hemen başında bir İsrail askeri yaralanmıştı. Hemen bu askerin fotoğraflarını çekmeye başladım. Bu sırada da gemideki doktorlardan birisi geldi ve pansuman yapılması için askerin alt kata indirilmesini söyledi. Bu asker aşağı indirilecekti ki, merdivenlerden bağrışmalar içinde bir kalabalık indi. Bir yaralı taşıyorlardı. Karnına bir mermi isabet etmişti. Çok fazla kan kaybediyordu. Hemen alt kata indirildi. Salondaki bir koltuğa yatırıldı.''
-''İsrail'den özür bekliyoruz''
Olayın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen anılarının taze olduğunu, o günleri hiç unutamadığını belirten Velioğlu, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Mavi Marmara iddianamesini kabul etmesinin kendilerini az da olsa mutlu ettiğini kaydetti.
-''Silaha karşı patates ve soğan''-
O dönemde Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü'nde foto muhabiri olan, 3 aydır da Arapça Yayınlar Fotoğraf Editörü olarak görev yapan Erhan Sevenler de İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisinde sivillere yönelik saldırı yapacağına ihtimal verdiğini ancak öldürmeye varan ağır bir baskın olabileceğini düşünmediğini söyledi.
Olay sırasında kaptan köşkünde bulunan Erhan Sevenler, baskın anını şöyle anlattı:
''İlk önce geminin sağından, solundan ve arkasından yaklaşan zodyakları ve üzerindeki İsrail komandolarını gördük. Gemideki aktivistler yaklaşan zodyakları su sıkarak uzaklaştırmaya çalıştı. Komandolar da ses bombaları ve biber gazı atarak karşılık verdi. Daha sonra kaptan köşkünün üzerine bir helikopterden iplerle inmeye başlayan 3 İsrail komandosu, ateş açtı. Bu kişilerin birinin, aktivistler tarafından etkisiz hale getirildiğini ve silahının denize atıldığını gördüm. İsrailli askerlerin silahlı saldırısına aktivistlerin, tazyikli su ve sopayla mücadele ettiklerini gördüm. Hatta aktivistlerin helikopterlere patates ve soğan attıklarına da şahit oldu.
Daha sonra geminin sağında, solunda ve üstüne gelen helikopterlerden daha çok sayıda komando gemiye indi ve kaptan köşkünün üstünü ele geçirdi. İlk ateşin açılmasıyla kaptan köşkünün camları kırıldı. Elimdeki telsizle arkadaşlarımızı 'Gerçek mermi kullanıyorlar' diye uyardım. Yaklaşık 10-15 dakika yoğun ateş nedeniyle yerimden hiç kıpırdayamadım. Sonra etrafımda bir kaç kişinin vurulduğunu ve yere yığıldığını gördüm. Daha sonra bir fırsat yaratarak alt güverteye indim. Basın merkezinde arkadaşlarımın yanına vardım. İsrail askerleri kapıları kırarak, basın mensuplarını tek tek arayarak, ellerine kelepçe takarak, göz altına aldılar. Güverteye çıkardıklarında yere yatırılmış yaralılar gördüm. Bu yaralılara yardım etmek isteyenler engellendi.''
Baskında 16'sı Türk 50 gazetecinin ekipmanlarına el konulduğunu, çok azının geri geldiğini belirten Sevenler, ''İsrail yetkilileri, Anadolu Ajansı'na ait bütün ekipmanlar etiketli ve sayılı olduğu halde hiç birisini göndermedi, sadece boş bir çanta gönderdi. Bütün girişimlerimize rağmen bir cevap alamadık. İsrail Devleti'nin tüm bu yaptıklarına rağmen hale özür dilemedi ve kaybı olanlara tazminat ödemedi'' dedi.
Sevenler, bütün bu süreçte, tamamen sivillerin yer aldığı ve insani amaçlarla yola çıkan bir girişime, bu denli sert ve kontrolsüzce saldırılmasına bir anlam veremediğini ifade etti.
Güncellenme Tarihi : 22.3.2016 17:38