MUMCU'DAN BAŞBAKANA VE ANAMUHALEFETE SERT ELEŞTİRİ
ALİ ULURASBAANKARA - Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, Danıştay'a yönelik saldırıyı gerçekleştiren kişiyi kimsenin "meczup' olarak değerlendirmemesini ve saldırının hafife alınmamasını istedi.
Mumcu, Anavatan Partisi Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Danıştay'a yönelik saldırıyı değerlendirerek, bu gibi eylemlerle yapılmak istenen şeyin milleti korku ve yalgınlık içine sürüklemek olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
"Kimse, bu eylemin sadece bir meczubun kendi kafasından uydurduğu, karar verdiği bir iş olduğunu söylemesin. Böyle bile olsa, bu münferit tek başına bir eylem değildir. Yapılması gereken toplumsal sağduyuyu hakim kılmak, kışkırtıcılıktan uzak durmaktır. Kamplaşmayı kışkırtan, bölünmeyi kışkırtan açıklamalardan uzak durmak lazım. Aylardır toplumun derin kamplaşmalara sürüklenmek istendiğini ve bunun iki taraflı olarak kışkırtılmakta olduğunu söylüyorum. Bu bölme girişimleri ırk, kavim, laiklik mezhep gibi değerler üzerinden derin nifak tohumlarını ekme girişimleridir. Dolayısıyla kimse bunun ardından yürütülen tartışmalarda nifak tohumlarının ekilmesine yol açacak beyanlarda bulunma keyfiliğine soyunmamalıdır. Yapılması gereken şey, devletin, ülkenin bütünlüğü milletin kardeşliği konusunda kesin bir kararlılık ve işbirliği olduğunu göstermektir. Bu kamplaşmadan medet umanlar olayı kendilerine göre yorumlayacaklar. Tahrik edici açıklamalarda bulunmaya devam edecekler. Bize düşen şey sağduyuyu muhafaza etmektir. Bu eylemin savunulacak tarafı elbette yoktur. Biz bu eylemi gerçekleştirenleri, arkasında duranları, bundan fırsat, kollayanları nefretle kınıyoruz, lanetliyoruz. Sadece planlayanlar, gerçekleştirenler değil, bu eylem üzerinden kendisine siyasi fayda umanları da nefretle kınıyoruz, lanetliyoruz."
MUMCU'DAN BAŞBAKAN'A SERT ELEŞTİRİ
Mumcu, ülkenin gündeminin her gün bir yere savrulduğunu söyleyerek, Başbakan Erdoğan'ın dün dalgalı kurla ilgili açıklamalarını değerlendirdi. Başbakanın 'dalgalı kuru' 'devalüasyon' olarak nitelendirenlere 'cahil' dediğini hatırlatan Mumcu, "Sayın Başbakan, cehalet başka bir şey, bilgisizlik başka bir şeydir. İnsan bilmemekle cahil olmaz. Çünkü bilgi sonsuzdur. Cehalet nedir? Cehalet bilgiyi inkar etmektir. Bilimin, aklın ortaya koyduğu açık hakikati inkar etmektir. Onun için İslamiyet öncesine 'cahiliye' denir. Başbakan'ın ülkenin hakikatleri, gerçekleri karşısında takındığı tavır cehaletin daniskasıdır. Başbakan'ın ve hükümetin bilgi düzeyi herkesçe bilinir. Bilgisizlikleri herkesçe görünür. İstedikleri kadar saklasınlar, ama biz bunu kınamıyoruz. Kınanacak bir şey yok. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Bilmemek ayıp değil ama ayıp olan öğrenmemek ve bilgiyi inkar etmektir. Hangi dalgadan bahsediyorsunuz? Suni denge var. Nereye kadar gider? Gitmeyeceği belli. Başkalarını cehaletle suçluyorsunuz. Macun tüpten çıktı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Birileri hala kriz olur mu olmaz mı bunu tartışıyor. Durumu 'Televole' programlarına benzetiyorum. Yansıtılan bir hayat var, bir de onları seyreden insanların hayatına baktığımızda hiçbir örtüşme olmayan bir çelişkiler manzumesi. Ekonominin durumu yalan rüzgarı. Daha hangi krizi bekliyorsunuz? Dolar yükselince dış piyasalar suçlu, düşerse hükümetin başarısı. Enflasyon düşerse hükümetin dahiyane çözümleri, yükselirse benzin fiyatlarındaki artış. Kimi kandırıyorsunuz? Otomatik pilotta giden bir uçağın kokpitine oturmuş sanki kendileri sürüyormuş gibi poz yapıyorlar. Küçük çocuklar gibi arada bir 'vın vın' diye ses çıkarıp havaya giriyorlar. Gerçekten havaya girip bir iki düğmeyle oynayınca birileri gelip 'çek bakayım' diye eline vuruyor, yeniden ayarları yapıyor. Sonra da bizim Başbakan, ekonomi bakanlığı orada kendisini ekonomiyi yönettiğini sanıyor. Bunların tafrası, çalımı millete. Çiftçi 'Yetmiyor' diyor, 'Al ananı git, gözünü toprak doyursun'. Vatandaş 'Böbreğimi mi satayım?' dediğinde 'Burası sakatatçı dükkanı değil'. Bir iktidar muhalefet rolü oynayamaz. Çözüm yerindesin değiştir anayasayı, yasayı" şeklinde konuştu.
"ANAYASA'YA İNANMAYAN BAŞBAKAN OLABİLİR Mİ?"
Hakimlerin ve savcıların keyfine göre değil, önündeki kanuna göre karar verdiğini belirten Mumcu, CHP'yi de eleştirerek, "Anamuhalefet de yok. CHP kendini iktidarın ortağı, sanki iktidar onunmuş da elinden alınmış gibi davranıyor. Ülkeyi kamplaştıracak açıklamalara devam ediyor. Sine-i millete gidermiş. Bu göstermek için silah çekmeye benziyor. Göstermek için silah çekme, çıkardığın andan itibaren başına ne geleceğini bilemezsin. Anayasaya inanmayan birisi Cumhurbaşkanı olamazmış. Başbakan olabilir mi?" dedi. AK Parti ve CHP'yi, 'karagöz-hacivat gibi danışıklı dövüş' yapmakla suçlayan Mumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Anamuhalefet pozisyonu da boş. Gerçekten iktidar olduğunun farkında olmayan bir hükümet var. Benim YÖK reformum gerçekleşseydi, bugün ülke türban gerginliğinin içine girecek miydi? Bir taraftan kamplaşmanın içine sokup bu kamplaşmanın ortaya çıkardığı çılgınlıklar, delilikler toplumu bir kez daha krizin içine sürüklesin ama siz toplum kamplaştıkça onun siyasi nemasını götürün. Adalet bu mu, Cumhuriyet'e, anayasaya sadakat bu mu? İki bakanın evlilik dışı ilişkileri tartışılıyor. 'Zina' diyen başbakan kendi kabinesinden iki bakanın hayatı hakkında gıkını çıkarmıyor. Siz bütün bu olan bitenleri meşru mu sayıyorsunuz? Özel hayatı ilgilendirmiyor kimsenin ama bütün kabine töhmet altında. İnsanda huzur kalmaz. 'Özel hayatıdır' deyin ya da 'Onlar dini nikah kıymıştır, bu caiz kabul ediyoruz' deyin. Tık yok. Hangisi. Gençlik kolları başkanının yolsuzluğuna kadar sahip çıkıyorsunuz da bakanınıza neden sahip çıkmıyorsunuz? Toplumun değer yargıları değişiyor. Balık baştan kokar. İnsanlar özel hayatlarında özel tercihlerde bulunabilirler. Saygı göstermek lazım. Ama böyle bir şey muamma olarak isnat olarak bütün kabinenin üzerinde durmamalıdır. Çıkıp topluma en ileri ahlakçı pozlara kim inanır sonra? Hangi başbakana inanalım. Zinanın suç olduğunu AB'ye rağmen dayatan başbakana mı, yoksa kabinesi hakkında seyirci kalıp gıkını çıkarmayan başbakana mı? Mesele özel hayatları ortaya çıkarmak değil. Mesele değer erozyonuna seyirci kalmamak. Başbakan ABD'ye gidecekmiş. Bana göre Başbakan'ın ABD'ye gitmesine hiç gerek kalmadı. Kendisinin de yalanlamadığı biçimde danışmanı ABD'ye gidip, 'Bu adamı kullanın, delikten aşağı süpürmeyin' dedi. Anlaşılan başbakan Zapsu'nun sözleri yeterince teminat değeri taşımamış olmalı ki, bizzat kendi ağzıyla diyecek ki 'Allah aşkına beni delikten süpürmeyin, kullanın' diyecek. Ben bir randevu verilip verilmeyeceğini de merak ediyorum. Bakalım verecekler mi? Belki İsrail'e gönderecekler, 'Bir vize al sonra bakalım' diyecekler. Din mi laiklik mi, hem din hem laiklik. Cumhuriyet mi demokrasi mi, hem Cumhuriyet hem demokrasi. Mahalli kültür mü ulusal kültür mü? Hem mahalli hem ulusal. Ne mahsuru var, bin yıl oldu da şimdi niye olmuyor. Hem Müslüman olup, laik bir ülkede yaşamanın zorluğu nerede?"
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 05:30