"SENARYO DİNE HAKARET İÇERİYOR MU?"...
Evet "Takva" bu yıl Altın Portakal'ın yıldızıydı. "En İyi Senaryo"dan "En İyi Müzik"e kadar dokuz dalda ödül aldı. "En İyi Görüntü Yönetmeni" ödülünü alan Soykut Turan ile bir gün önce bir kaza atlatan "En İyi Saç ve Makyaj" ödülünü alan Nimet İnkaya maalesef bize katılamadı.
Onlarla telefonda görüşebildik. Fotoğraf çekimi için Cihangir'den Tophane'deki Nusretiye Camii'ne indik. Dini bir konuyu işleyen filmin röportajının cuma gününe denk gelmesi de ilginç bir tesadüftü.
Belli ki aldıkları ödüllerin verdiği özgüven ve filmin vizyona girmesine az kalması nedeniyle herkesin keyfi yerindeydi. Senarist Önder Çakar "Bu röportajlar sayesinde biz de bir araya geliyoruz" derken bütün ödülleri toplayıp "En İyi Film" ödülünü alamamanın hiç önemi olmadığını belirtti: "En İyi Film ödülünü alan 'Kader'i görmediniz mi? Hemen görmeniz lazım. Çok iyi bir film olduğu için onu seçtiler. 'Kader' bizim de filmimiz."
"Fatih 'Duvara Karşı'nın fonunu 'Takva'ya aktardı"
Yapımcı Sevilay Demirci para ve morallerinin olmadığı bir dönemde Fatih Akın'ın devreye girdiğini söylüyor
<ı>Film nasıl ortaya çıktı?ı>
"Maruf"u yapmadan önce Show TV'ye aralarında "Takva"nın da olduğu beş proje sunmuştuk. Kabul etmediler. Biz de 2001'de "Maruf"u yaptık. Daha sonra Önder "Takva"yı yazmaya başladı ama para ve ortak bulmak uzun zaman aldı. "Maruf"tan sonra yapım şirketi olarak ekonomik durumumuz kötü ve moralimiz bozuktu. Hepimiz bir yerlerde çalıştık. O arada Fatih'ler (Akın) senaryoyu okuyup çok beğendi. Filmi ortak yapma kararı aldık. Fatih "Duvara Karşı"dan dolayı kendisine çıkan fonu "Takva"ya aktardı. Sesler ile montajın bir bölümü, ön ve arka jenerik, afişler Almanya'da yapıldı. Fatih'in şirketi Corazon bir grup toplayıp "Takva"yı seyrettirdi, dünya dağıtımcısını buldu. Corazon bizim için büyük bir şanstı.
"Biraz parayı bulan abiler önce karıyı boşuyor sonra arabasını değiştiriyor"
"Takva" filminin kahramanı Muharrem'i canlandıran Erkan Can rolünü anlattı.
<ı>Bu filmdeki rolünüze nasıl hazırlandınız?ı>
Beş yıldır hazırlanıyordum.
<ı>Zor oldu mu?ı>
Bildiğim şeylerdi. İslam kültürüyle yetiştik. Herkes bu kültürü, felsefeyi, namazı biliyor. Yapıp yapmaması beni bağlamaz. Her koyun kendi bacağından asılır durumu var ya... "Takva"da da beş yıl içinde bunun inceliklerini öğrendik, doğrusunu yapmak için araştırdık. Zikirlere gittik, kitaplar okuduk. Kendi içimde hazırlandım, öyle halter kaldırma gibi bir durum değil. Kafamın içinde devamlı Muharrem'i düşündüm ve Muharrem gibi olmaya çalıştım.
<ı>Filmde Muharrem, yeni giysileri, arabası, cep telefonu olunca değişiyor. Sizce giysiler insanı değiştiriyor mu?ı>
Bunu televizyonlarda da görüyoruz. Biraz parayı bulan abiler önce karıyı boşuyor, arabayı değiştiriyor. Aynı durum. İnsanın içindeki nefs açığa çıkıyor. Havalanıyor. Muharrem şekil değiştirdi, sınıf atladı belki. Küçük dünyasından çıkınca işler karıştı. Karakteri daha sağlam olsaydı belki etkilenmeyecekti. Çevremizde çok etkilenmeyecek gibi görünen insanlar var, parayı bulunca "Vay anasını! Bu adam da mı değişti?" diyoruz. Para insanı değiştiriyor ve insan kendine yenik düşüyor. Yanlış yapmaya başlıyor, arkadaşlarının kalbini kırıyor, parayla onları ezmeye çalışıyor.
"Sakallar uzatıldı, sonra sünnet sakalı biçiminde kesildi"
Filmdeki karakterlerin saç ve makyajını yapan Nimet İnkaya makyajın doğal olmasına çalıştığını söylüyor.
<ı>Karakterlerin saç ve makyajında neyi ön planda tuttunuz?ı>
Filmde makyajın doğal olması önemliydi. Normal hayatta Muharrem nasıl bir insansa filmde de öyle görünmesini istedik. Özel bir araştırma yapmadım. Dinci kesimin saç ve sakalları sabit zaten. Sünnet tıraşı yapan bir tesettür berberimiz vardı. Takma sakal kullanmadık. Herkes sakalını uzattı, sonra sünnet sakalı dediğimiz şekilde kesildi.
"Görüntü öne geçseydi bu tat alınamazdı"
Görüntü yönetmeni Soykut Turan'a göre filmdeki ahenk önemli...
<ı>"Takva"da zikir sahneleri çok başarılı. Bu sahneleri nasıl tasarladınız?ı>
Filmin oluşma sürecinde mekan dolaşmaya gittik. O ambiansı aramızda konuşarak gördüğünüz sahneler üzerine kurduk.
<ı>Bu tür mekanlarda ışık yaratmak zor oldu mu sizin için?ı>
Çok zor değildi çünkü görüntü yönetmeni için en zor olan şey yönetmenle anlaşıp ortak bir dil bulmak. Biz bunu hallettiğimiz için sonrası biraz zanaatti. Ben de onu yaptım.
<ı>Bazı filmlerde görüntü yönetmeninin katkısı çok fazla hissediliyor. "Takva"da durum bu değil.ı>
Bu filmde görüntü daha öne geçseydi bu tat alınamayacaktı. Bu bir ahenk olayı. Bir şeyin dozu kaçtı mı o ahenk bozuluyor. Bu, bilinçli bir seçimdi.
"Fatih Çarşamba'da 'Kapansana kızım' diye laf atanlar oldu"
Kostüm Tasarımcısı Ayten Şenyurt kostümlere karar vermeden önce Fatih'te çok dolaşmış.
<ı>Kıyafetleri neye göre seçtiniz?ı>
Zikirlere katıldım. Birkaç şeyhle konuştum. Fatih Çarşamba'ya gittim. Orada çok da tepki gördük. Yolda giderken "Kapansana kızım" diye laf atanlar oldu. Dükkanlara ilk girdiğimizde "Hacca gidecek dedem var. Ona hediye alıyoruz" gibi şeyler söyledik. Sonra herkes tanıdı bizi ve yardımcı oldular. n Her tarikatın kendine has renkte veya modelde giysileri oluyor mu?
Evet. Renkler farklı. Biz renkleri kendimiz belirledik. Genelde yeşil oluyordu. Biz renk versin diye sarıyı tercih ettik, yeşil biyeler kullandık.
<ı>Kostümler dikildi mi, hazır mı aldınız?ı>
Dikildi ama Muharrem'in kıyafetlerini Eminönü'nden aldık. Süveterleri Fatih Çarşamba'dan alındı, sonra zımparayla eskitildi. Hep toprak renklerini kullandık, hiç canlı renk yok.
"Elektronik müziği de işin içine soktuk"
Replikas grubunun solisti Gökçe Akçelik filmin müziklerini yaptı.
<ı>Kimi filmde müzik ağır basar, kimisinde geri planda kalır. Takva'da ise dengeli. Atmosferi zedelemeyecek müzik yapmak zor olmalı.ı>
Filmin kendi içinde bir ritmi var. Zaman akışıyla ilgili bir yanlış olsa ve sürekli müzikle bombardıman yapılsa seyirciyi yanlış yönlendirmiş olurdum. Filmin içindeki sesleri mümkün olduğunca bozmamaya çalıştık ve gerçekten gereken yerlere müzik koymayı tercih ettik.
<ı>Sizinki dini filmlerde rastlanan sufi tarzı müziklerden de farklı. Bilgisayarda yapmışsınız müzikleri.ı>
Film daha hikaye aşamasındayken Önder Çakar'la konuşmaya başladım. Daha müziği kimin yapacağı belli bile değilken bazı kararlar almıştık. Muharrem karakterinin kapalı dünyasından çıkıp modern dünyayla tanıştığında yaşadığı kırılma dolayısıyla sadece geleneksel müzik değil, aynı zamanda elektronik müziği de işin içine soktuk. Filmin sahiciliğini kaybetmemesi için de klişelerden uzak kaldık.
"Eski bir barı dergaha dönüştürdük"
Sanat Yönetmeni Erol Taştan önce birkaç gece uykusunun kaçtığını, ancak birkaç dergah gördükten sonra rahatladığını söylüyor.
<ı>Filmde hangi mekanları kullandınız?ı>
Ben projeye dahil olmadan önce dergahın yeri olan Haseki Şifahanesi'ni Önder bulmuştu. Burası terk edilmiş bir yerdi. Bizden önce de orayı bar olarak kullanmışlar. Bozduk ve yeniden düzenledik. Bu iş benim için korkutucu başladı çünkü konu bir tabuydu. Bilmediğim bir mevzuydu. Birkaç gece dergah nasıldır, bunlar nasıl yaşar diye düşünmekten uykum kaçtı. Birkaç dergaha gidince gördüm ve rahatladım. Biz mekanların kendi mistisizmini koruyarak, çok da oryantalizme kaçmadan gerçek bir atmosfer yaratmaya çalıştık. Bunu da gezip gördüğümüz yerlerden etkilenerek yaptık.
<ı>Eşyaları, objeleri bulmakta zorlandınız mı?ı>
Bursa'da kapanmış bir dergah vardı. Malzemelerini inceledik, bir kısmını ödünç aldık, bir kısmını yaptırdık.
<ı>Dergah dışında sıfırdan yarattığınız başka bir mekan var mı?ı>
Muharrem'in evi. Senaryo ve karakterin iç dünyası bize yardımcı oldu. Orada dikkat ettiğimiz şey hem bekar hayatı yaşayan hem de inançlı bir insanın evinde olması gereken nesnelerdi. Bu dünyanın içinde olan insanların, şeyhlerin evlerine de girip onlardan feyz aldık. Kurgu bir şey yapmamaya çalıştık.
<ı>Filmde kişisel motiflere de rastlıyor muyuz?ı>
Muharrem'in evinde Erkan Can'ın anne ve babasının resmi var.
"Hiç kimliğimi gizleyip onlardanmış gibi görünmedim"
Senarist Önder Çakar kutupları kenarlara iten değil, onları ortaya çekip konuşmalarını sağlayacak filmler yapmayı tercih ettiğini söylüyor.
<ı>Yaşamadığınız hayatları yazıyorsunuz. Bunun için gidip hikayesini yazdığınız yerlerdeki insanlarla vakit mi geçiriyorsunuz?ı>
Başka bir semtin derdini anlamak için illa gidip o semtte yaşamak gerekmiyor. Bu oradaki durumu sosyal ve ideolojik açıdan kavramakla da ilgili.
<ı>Dışarıdan baktığınızda o detayları yakalayamayabilirsiniz ama.ı>
Sinemada seçtiğimiz yol inandırıcı olmaktan geçiyor. İyi filmler küçük detaylarda gizli. Çevre düzeninden kostüme, el ve ayak hareketleri, davranış ve konuşma biçimlerine kadar her şeye dikkat ediyoruz.
"Senaryoyu iki şeyh okudu"
<ı>Bir tarikatın arka planında olup bitenleri anlamak, öğrenmek için nasıl bir araştırma yaptınız?ı>
İstanbul'da bugün faaliyette olan beş tarikat var: Halvetiler, Rıfailer, Kadiriler, Nakşiler ve Cerrahiler. Bunlar çabuk ulaşılabilecek tarikatlar. Her birine gidip sinemacı olduğumu, isteseler de istemeseler de bu filmi yapacağımı söyledim. Hiç kimliğimi gizleyip onlardanmış gibi görünmedim.
<ı>Senaryoyu onlara okuttunuz mu?ı>
İlminin kuvvetli olduğunu düşündüğüm iki şeyhe okuttum. "Bu senaryo sizce Allah'a ve Muhammed'e bir hakaret içeriyor mu?" diye sordum.
<ı>Tepki gösterenler olmadı mı?ı>
Olmadı çünkü çok geniş kitlelere hitap eden tarikatlar bunlar. Yardım ettiler. Zikir sahnelerimizde onlar da var. Objeler verdiler. Dergahın kapısındaki hasırı bile onlardan aldık.
<ı>Filmi izlediler mi?ı>
Galada izleyecekler.
<ı>O zaman bir tepki gösterecekler mi?ı>
Bilmiyorum. Aslında filmleri tepki göstersinler diye de yapıyoruz. Nasıl bir tepki göstereceklerini ben de çok merak ediyorum. Sadece onlar değil, onların temsil ettiği dinci kesimlerin ne diyeceğini de.
"Babamdan esinlendim"
<ı>"Takva"nın ne İslami propagandaya yönelik ne de tarikatın ticari eleştirisi olan bir film olduğunu söylüyorsunuz. Bu filmi politik açıdan değerlendirdiğinizde Türkiye'nin neresine oturtuyorsunuz?ı>
Ülkemin Müslümanlar ve olmayanlar diye ayrılmasından rahatsız oluyorum. O yüzden kutupları kenarlara iten değil, ortaya çekip birbirlerini görüp anlamalarını sağlayan işler yapmaya çalışıyorum. Yoksa provokatif şeyler yapabilir, insanların yaralarını kanatabiliriz. Bunu yapmak çok da basit çünkü Türkiye zaten böyle yaşıyor. Cumhuriyet gazetesi olmak istemedik. Politik olarak da ben Marksist bir adamım. Arkadaşlarım da öyle. Biz bu meseleye böyle bakmayı tercih ettik.
<ı>Hikayenin çıkış noktası babanızmış.ı>
Evet. Babam 50 yaşına kadar çok çağdaş çizgide yaşayan bir adamdı. Ben onun kadar düzgün giyinen erkek görmedim. Allah'a inanırdı, bayramda namaza giderdi ama moderndi. Atatürkçüydü. Sonra ben hapse girdim, amcam öldü. Babam birden malını mülkünü satıp İslami hayat yaşamaya başladı. İçki içilen, gazinolara gidilen hayattan dolayı Tanrı'nın ona ve sevdiklerine ceza verdiğini düşündü. Babamda bir çıkarla herhangi bir oluşuma saplanma durumu yoktu. Samimiydi. Onun gibi düşünmedim hiçbir zaman ama onu anladım.
<ı>Fikir çatışmaları yaşıyor muydunuz?ı>
Olmaz mı? Ama çatışma asla kavgaya dönüşmedi. Dönüşmemeli zaten. Hele bu çok kişisel, insanın vicdanıyla ilgili bir mesele. Ben onun oğlu bile olsam babama nasıl düşüneceğini söyleyebilir miyim? Babamdan esinlendim ama Muharrem karakterinin babamla bir alakası yok.
<ı>Filmde inanç ve para ilişkisi net şekilde işleniyor. Muharrem parayı bulduğunda birden etrafındakilere patronluk taslamaya başlıyor. Burada dindar birinin ikiyüzlülüğünü mü görüyoruz?ı>
Dindarlıkla ilgili mi bilmiyorum ama kişiyle ilgili olduğu kesin. İktidar insanları çok değiştiriyor.
<ı>Din de iktidar değil mi sonuçta?ı>
Evet ama dinin iktidar olmadığına dair düşünme biçimleri de var. İsmaili tarikatı iktidarı özlemez, muhalefette kalmayı tercih eder. İslam uzun yıllar imparatorluk dini oldu. Böyle bir alışkanlığı var ama ben Muharrem'in kendi kendine söylediği sözü daha çok beğeniyorum: "Belki şeytan bizzat kendimiziz." Çünkü Muharrem'in başına gelen hiçbir şey başkalarının kötülüğünden gelmedi. Kendi kuruntuları ve fikirlerinden oluştu. Ben zaten kendine yapılan ıstıraplarla ilgili bir film yapmaya çalıştım.
<ı>Filmde kadının yeri yok.ı>
Bence kadınla çok ilgili bir film. Ne yapalım, onlar hayatlarına kadını koymuyorlar. Hayatlarındaki kadınları rüyalarda büyütüyorlar. Bence kadınlar rüyalara girecek kadar büyük nesneler değil. Eşit ve yan yanayız onlarla. Rüyalarına giren kızla oturup konuşsa, merhaba dese zaten filmde gördüğünüz şeyi görmek zorunda kalmayacaksınız.
"Ödüllerden birine itiraz ediyoruz"
Bu yıl Sinefekt sadece "Takva" ile değil, "İklimler" filmiyle de Altın Portakal aldı.
<ı>Siz bu yıl iki filmle Altın Portakal aldınız.ı>
Mustafa Koç: Birine itiraz ediyoruz. "İklimler" dijital çekilmiş. Biz sadece kopyaladık. Negatif olmayan bir filme en iyi laboratuvar ödülü nasıl verildi, anlamıyorum.
<ı>İtiraz ettiniz mi?ı>
Yusuf Ö.: Hayır. Jüriye ayıp olurdu.
"Takva"nın konusu
Takvanın kelime anlamı Allah korkusu ve sevgisi anlamına geliyor. Filmde dünyadan elini eteğini çekmiş, bağlı olduğu dergahta ibadet eden Muharrem, şeyh tarafından dergahın mali işlerini yürütmesi için seçilir. Ancak bu yolla dünya ile daha yoğun bir temasa geçer. Rüyalarında sürekli olarak kadın, içki ve para görür.
MİLLİYET