TÜRK ASKERİ 88 YIL SONRA YENİDEN ORTADOĞU'DA ...
Yaklaşık bin yıl tek hakim güç olan ve Mondros Ateşkes Anlaşmasından sonra Ortadoğu'dan tamamen çekilen Türk askeri, 88 yıl sonra BM şemsiyesi altında yeniden Ortadoğu topraklarına ayak bastı.
Lübnan BM Barış Gücü (UNIFIL) komutasında görev yapacak Türk İstihkam İnşaat Bölüğü bugün Türk Deniz Kuvvetlerine ait İskenderun ve Serdar gemileriyle Beyrut limanına gelmişti.
Fırat Üniversitesi (FÜ) Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türklerin Ortadoğuyla ilişkisinin yalnızca Osmanlı İmparatorluğu ve 400-500 yılla sınırlı olmadığını, aksine çok daha eskilere dayandığını söyledi.
Bilimsel ve tarihi gerçeklik uyarınca Türk hakimiyetinin Ortadoğu'daki hakimiyet süresini Selçuklu döneminden itibaren başlatılması görüşünde olduklarını ifade eden Öztürk, 12 ve 13. yüzyıllarda Haçlı Seferleri neticesinde bölgede kurulan bazı mahalli Haçlı krallıkları ve kontluklarının Ortadoğu hakimiyetinde çok büyük bir yer işgal etmeden mahalli beylikler niteliğinde kaldığını, esas hakim gücün daima Türkler olduğunu belirtti.
Selçuklulardan sonra devam eden Eyyubiler, Memlüklüler ve son olarak Osmanlılarla Ortadoğu'da Türk hakimiyetinin devam ettiğini kaydeden Öztürk, ''Eyyübi ve Memlük hakimiyetleriyle de yine Türk hakimiyeti devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, bunlardan devralmıştır. Türk hakimiyeti devam etmiştir, değişen sülalelerdir. Hepsi Türk hakimiyetindedir'' dedi.
Türklerin Ortadoğu'dan çekilmelerinin 1. Dünya Savaşıyla olduğunu ifade eden Öztürk, kanal hareketiyle Ortadoğu'yu işgal eden İngilizlerin, 4 ayda 400 kilometre katederek, Halep'in kuzeyine kadar geldiklerini, aynı yerde Türk askerlerini de bulunduğunu bildirdi.
Öztürk, Türk güçlerinin Halep'in kuzeyindeyken 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığını, Türklerin bölgeden çekilmesinin ardından kendi aralarında imzaladıkları anlaşmayla İngilizlerin Basra, Irak bölgesini, Fransızların da Lübnan, Suriye ve Filistin'i aldığını ifade etti.
Öztürk, şöyle konuştu:
'Biz böylece Ortadoğu topraklarından tamamen çekildik. Bugünkü Lübnan'a girişimiz çok daha farklıdır. Bu bizim için bir tarihi hatıra niteliğindedir. Askerimizin 88 yıl sonra Ortadoğu topraklarına ayak basması romantik olarak güzel bir duygu. Fakat siyasi bakımdan tabi ki günümüz gelişmeleri çerçevesinde değerlendirilmesi icap eder. Nihayetinde bağlı bulunduğumuz BM ve ikili antlaşmalar vardır. Bunlar doğrultusunda Türkiye'nin dünyanın önde gelen bir ailesi olarak böyle bir harekata katılması normal karşılanmalıdır, fakat yeterli değildir. Yönetimi, bağlı bulunduğu paktlar, ikili ilişkiler itibariyle değil ama tarihi ve coğrafi misyonu itibariyle Türkiye, tek başına İsrail'in Lübnan'ı işgalini engelleyebilecek güçteydi. Hem bin yıllık hakimiyet hem de bugün ki güç ve güç dengeleri itibariyle de Türkiyesiz bir Ortadoğu düşünülemez. Bugünkü hareket bize Ortadoğuyla yapılacak düzenlemelerde taraf olma özelliği kazandırdı. Taraf olmak zorundayız. Tarihi ve coğrafi misyonumuz bizi Ortadoğu'nun içerisine çekmektedir.''