Ekonomi
  • 14.2.2004 14:25

ATO BAŞKANI AYGÜN: ''KAYITLI KAÇAK CENNETİNE DÖNDÜK''

TAHİR SARIKAYA ANKARA - ATO'dan yapılan açıklamaya göre, araştırmada şu örneklere yer verildi: ''Babası ya da annesinin emekli maaşını alabilmek için cinsiyet değiştirip, pembe nüfus kağıdı alanlar, oğlunun imam nikahlı karısı (gelini) ile anlaşmalı resmi nikah yaparak öldükten sonra emekli maaşlarını geliniyle oğluna kalmasını sağlayanlar. Hem annesinden hem babasından kalan maaşları aldığı gibi, boşandığı eşinden nafaka ve hatta kendi özel sigortasından maaş alarak her ay dört maaşla geçinenler. Bakıma muhtaç derecede hasta, dul ve emekliye, yaşadığı sürece bakmak koşuluyla anlaşmalı evlenip, karşılığında emekli maaşa konanlar. Emekli Sandığı'ndan emekli birinci kocasının dul maaşını aldıktan sonra, Bağ-Kur ya da SSK'dan emekli ikinci kocasının dul maaşını alarak çifte maaş alanlar. Emekli maaşı yüksek ve ek gösterge alan dul ve emekli erkekler ile evlenerek hayatlarını garantiye alanlar. Emekli maaşı kesilmesin diye yabancılarla evlenerek devlet babadan maaş almaya devam edenler. Ölümcül hastalığı bulunan yüksek maaşlı kişilere aile fertleri tarafından Moldova, Azerbaycan ya da Romanya'dan eş getirterek anlaşmalı evlilik yaptıran ve hastanın ölümünden sonra emekli maaşını paylaşanlar. Vefat etmiş memur emeklisi eski eşinin maaşını almak için ikinci eşinden anlaşmalı olarak boşanıp maaş bağlatanlar. Çeyiz parası adı altında 2 yıllık aylıkları peşin olarak almak için anlaşmalı evlilik yapıp, boşananlar. Kendi emeklilik maaşından ayrı olarak aynı kurumdan emekli ve ölmüş kocasından a dul maaşı alanlar''. Bunların yanı sıra hiçbir işte çalışmayarak merhum abasının Emekli Sandığı'ndan kalan maaşı, merhum annesinin SSK'dan kalan maaşı ile geçinenlerin hayli fazla olduğu kaydedildi. Bu tür anlaşmalı boşanmalar sonucu maaş alan dul sayısının artmasının zaten zor durumda olan sosyal güvenlik kuruluşlarının S.O.S. sinyallerinin daha da gür çıkmasına yol açtığı bildirildi. Türkiye'de 50 milyon kişinin sosyal güvenlik şemsiyesi altında olduğu kaydedilen araştırmada, 20 milyon kişinin ise hiçbir sosyal güvenceye sahip olmadığına dikkat çekilen araştırmada, şöyle denildi: ''Sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunanların yüzde 65'i SSK, yüzde 30'u Bağ-Kur, yüzde 5'i ise Emekli Sandığı'na bağlı. Buna karşılık SSK, Türkiye toplam nüfusunun yüzde 48.4'üne, Bağ-Kur yüzde 20'sine, Emekli Sandığı yüzde 17.8'ine hizmet sunuyor. 2003'ün ilk 9 ayında Emekli Sandığı'ndan aylık alanların sayısı 1 milyon 456 bini buldu. Sandık 940 bin 758 emekliye, 20 bin 564 malule,8 bin 800 vazife malulüne aylık öderken, 486 bin dul ve yetime aylık ödemesi yapılıyor. SSK'dan dul maaşı bağlanan kişi sayısı 500 bin kişiye yaklaşıyor. Her üç sosyal güvenlik kuruluşundan emekli dul ve yetim aylığı alanların sayısı 5 milyon kişiyi buluyor. Sosyal güvenlik kuruluşlarının 2000 yılında 3.3 katrilyon lira olan açıkları, 2001 yılında 5.1 katrilyon liraya, 2002 yılında 11 katrilyon liraya, 2003 yılında 15 katrilyon liraya ulaştı''. ATO'nun araştırmasında 2000 yılında 131 bin 814 olan boşanma davalarına karşılık, 2001 yılında bu rakamın 150 bin, 2002 yılında 153 bin 409 sayısına ulaştığına dikkat çekilirken, merhum annesinden ya bababasından emekli maaşı almak için kocasından anlaşmalı olarak boşananların sayısının boşanma davalarındaki sayıyı da artırdığı ancak, bunların sayısının tam olarak saptanmasının neredeyse imkansız olduğu kaydedildi. Araştırmada, ayrıca haciz baskısından kurtulmak için eşinden anlaşmalı olarak ayrılıp, birlikte oturmaya devam edenlere de sıkça rastlandığı kaydedildi. Türkiye için bir sosyal yaranın varlığına işaret eden Aygün, şöyle dedi: ''Türkiye perde arkasında gizlenmiş sosyal yaralarını gölge ekonominin açıklarıyla sarmaya çalışıyor. Kaçak yaşayarak, sosyal güvenlik çemberine kaçak girerek hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Ancak ne yazık ki, bu kaçak yaşama eğilimi, halkın refah içinde yaşamahakkını sürekli geciktiriyor. Kaçak Türkiye'den sonra kayıtlı kaçak cennetine de döndük''. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:38

İLGİLİ HABERLER