Gündem
  • 13.10.2021 09:33

Bahçeli : Kılıçdaroğlu'na 5 sorum var, kıvırmadan cevap versin

KILIÇDAROĞLU'NA ZOR SORULAR: BOŞ KAĞIT VERİRSEN...

CHP Genel Başkanı’na soruyorum, kıvırmadan cevap vermesini, kaçak güreşmemesini bekliyorum.

Soru 1: Anayasa’dan Atatürk’ü çıkarmayı düşünüyor musunuz?
Soru 2: Anayasa’ya hakim olan Türk ismini tasfiye etmeyi planlıyor musunuz?
Soru 3: Türk vatandaşlığı kavramı yerine “Anayasal yurtseverlik”, Türkiye yerine “Ülke”, Türkiye devleti yerine “Cumhuriyet”, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yerine, “Türkiye Cumhuriyeti insanı” kavramlarının getirilmesini amaçlıyor musunuz?
Soru 4: Demokratik muhalefet diyerek TİP’i, HDP’yi yanınızda ve yörenizde görüyor, bunlara kucak açıyor musunuz?
Soru 5: Terörist Demirtaş’ı hala savunuyor, ona elçiler yolluyor musunuz?
Sayın Kılıçdaroğlu, bu sorularım gayet basittir.
Ya evet diyeceksin, ya da hayır.
Boş kağıt vermen halinde bütün sorulara evet dediğin anlaşılacaktır.
Yüreğin yetiyorsa, çiğ süt içip karın ağrısı çekmiyorsan konuş ve sorularıma cevap ver.
Korku edebiyatını bırak, siyasi cinayet işlenebilir masallarını geç, bir şey bilip de söylemiyorsan adam değilsin

CHP’nin bir milletvekilinin; “keşke Demirtaş cumhurbaşkanı seçilse” diyecek kadar gözünü ve gönlünü kararttığı herkesin bildiği bir beyanattır. HDP’nin sözde demokratik tutum belgesiyle, CHP’nin ikinci yüzyıla çağrı beyannamesinin benzerliğini iddia eden de CHP’li bir milletvekiliydi.

Bugünkü CHP yönetimi, HDP’nin oyun uşağı haline gelmiş, yapboz tahtasına dönüşmüştür.
Bugünkü CHP yönetimi, Gazi Mustafa Kemal’in hatıra ve emanetleriyle yollarını kapanmamak üzere ayırmıştır. Bugünkü CHP yönetimi, PKK’yla ittifak tüneline girmiş, HDP’yle bölücülüğün gergefinde işlenmiştir. İP ise bunların proje süsüne, zillet mezesine dönüşmüştür.

10 Ekim 2021 Pazar günü, Suriye’nin Azez’e bağlı Mare ilçesinden gelen acı bir haberle sarsıldık. Fırat Kalkanı Harekat Bölgesi’nde vatan evlatlarımız şehit düştüler. PKK/YPG’li teröristler tarafından Tel Rıfat’tan fırlatılan tanksavar roketler kahraman özel hareket polislerimize isabet etmiştir.

Partimizin Adıyaman Merkez İlçe Başkanı Mehmet Doğan arkadaşımızın evladı Fatih Doğan kardeşimizle Elazığlı Cihat Şahin kardeşimiz maalesef şehit düşmüş, iki kahraman özel harekat polisimiz de yaralanmıştır. Yine geçtiğimiz Perşembe günü, Fırat Kalkanı Harekat Bölgesi’nde hainler tarafından yapılan hunhar saldırıda Samsunlu Deniz Piyade Sözleşmeli Erimiz Tayfun Özköse şehit olmuştur. Elbette acımız büyüktür, ama sorulacak hesabımız da büyüktür. Kahraman kardeşlerimin şehadetleri mübarek olsun. Allah rahmetiyle muamele etsin inşallah. Ailelerinin, silah ve mesai arkadaşlarının, milletimizin ve hepimizin başı sağ olsun. Ayrıca şu anda tedavi altında tutulan kardeşlerime de şifalar diliyorum.

Kılıçdaroğlu taziye mesajı yayınlamıştır, ne var ki özne yoktur, saldırıyı kimin yaptığına dair en ufak bir ibare görülmemektedir. Sayın Kılıçdaroğlu, ‘onlar bize mi saldıracaklar’ dediğin PKK/YPG’li şerefsizler vatan evlatlarının kanına girmişlerdir.

CHP'YE PKK TEPKİSİ: KINAYAN TEK BİR MESAJINIZI DUYMADIM

Korkma itiraf et, PKK’ya tek bir laf et, kaygılanma, bu seni sadece ve sadece insan yapar, milletimizin derdiyle dertlenen bir siyasetçi yapar. CHP böyle de, HDP nasıl peki? Özellikle iki gündür takip ediyorum, YPG/PKK’yı kınayan tek bir mesajlarını duymadım, aranızda duyanınız oldu mu?

Milli acılarımızı paylaşan numune de olsa tek bir açıklamalarına şahit olanınız var mı?
Kitabın ortasından konuşuyorum, HDP’yle ortaklık, şehitlerimizin kanının, analarımızın gözyaşlarının dökülmesine alçakça hizmettir.

HDP’yle gelecek planlamak, siyaset denkleminde buluşmak Türk milletini kundaklamak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü kurcalamaktır. CHP ile İP işte böylesi bir tezgahın gönüllü müdavimleridir. Bunlar yüz karasıdır, yürek sızıdır, demokrasi infazcısıdır.
Pazar günü gerçekleştirdiğimiz “Analar-Bacılar Kurultay”ında HDP’nin kapatılmasına yönelik ifadelerim, emperyalizmin ve terörizmin maşalarını anlaşılan epey rahatsız etmiş. Halbuki rahatsız olmasalar üzülürdüm, kendi kendime durum musahabesi yapardım. Onları yalnızca rahatsız etmeyeceğiz, iki dünyada da ellerimizle yakalarından tutacağız.

Bana cevap vermişler ve demişler ki: “Açılmamak üzere kapatman gereken senin kin ve nefret kusan ağzındır.” Siz bunu gidin de HDP’nin Diyarbakır İl Başkanlığı’nın önünde evlat nöbetine giren cesur analara söyleyin de görelim.

Bu bölücü ahmaklar nerede yaşıyorlar, hadiselere nereden bakıyorlar bilemiyorum, ama benim ağzımı kapatacak bir babayiğit henüz anasının karnından doğmadı. Kapanması ve kapatılması gereken terörün siyaset uzantısıdır.

ŞEHİTLERİMİZİN KANLARINA SESSİZ KALIRSAK, ŞEREFİMİZİ KAYBETMİŞ OLURUZ

Şehitlerimizin kanlılarına sessiz kalırsak, canilerin suikastlarını alttan alırsak, bölücü ve terör faaliyetlerini aman sen de diyerek görmezden gelirsek, onurumuzla birlikte şerefimizi kaybetmiş oluruz. Biz şehitlerin hesabını soracak millet iradesinin temsilcileriyiz. Biz ihanetin kafasını ezecek, milli varlığımıza ve egemenlik haklarımıza can pahasına sahip çıkacak millet kudretiyiz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Biz Cumhur İttifakı’yız. Herkes şerefi kadar, ederi kadar, haysiyet ve namusu kadar konuşursa, karşımızda siyasi bölücülerden, terör işbirlikçilerden ağzını açıp da bir sey söylemeye kimsenin hakkı olamaz.

PKK/YPG tanksavar kullanıyor, güdümlü füze kullanıyor, envaı çeşit ve teknolojik düzeyi yüksek silahlara sahip bulunuyor. Bu silahları hangi odaklar veriyor? Teröristleri kimler eğitiyor, kimler donatıyor, hangi dost ve müttefik görünümlü ülkeler silahlandırıp üzerimize kışkırtıyor? ABD yönetimi, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını ulusal çıkarı için olağanüstü tehdit olarak değerlendiriyormuş.

"DOST VE MÜTTEFİK ÜLKE PKK KAMPLARINDA NE ARIYOR?"

Biliniz ki, karşımızdaki terazi milli sıkleti çekemez, artık böyle gelse de bu şekilde gidemez.
Müttefik olduğumuz bir ülkenin PKK kamplarında aradığı nedir? Suriye’nin kuzey doğusunda yaptıkları nasıl izah edilmelidir? Tehdidin adını doğru koymak geldiğimiz bu aşamada zorunluluktur. Tehdit Türkiye’nin Suriye’deki varlığı değil, ABD’nin cinayet planları, ihanet senaryoları, terör örgütüyle eylem ve emel birlikteliği içine girmesidir. Buna dostluk diyen varsa beri gelsin, böyle dostluk düşman başınadır.

Biraz önce de temas ettiğim gibi, milli devleti ve milli hassasiyetleri köreltmek için bir kampanya devrededir ve bu çerçevede ABD operasyon üstüne operasyon yapmaktadır.
Mızrağın çuvala sığması mümkün değildir. ABD’nin besili canavarı DEAŞ, 8 Ekim Cuma günü, Afganistan’ın Kunduz vilayetindeki bir camiye dehşet veren bombalı saldırıda bulunmuş, çok sayıda din kardeşimizi katletmiş ve yaralamıştır.

Bu kanlı olay Afganistan’ın henüz durulmamış ve dengeye kavuşmamış devlet ve toplum hayatını çok ciddi ölçülerde sarsmıştır. Dost ve kardeş ülke Afganistan’a taziyelerimi iletiyor, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyorum. Camiye bomba atmak inanılması mümkün olmayan ve ifadesi bulunamayacak bir vandallık, bir şeytanlıktır.
ABD yönetimi, Türkiye’nin DEAŞ’la mücadeleye zarar verdiğini ileri sürüyor.

Bu haksız ve hasmane iddianın ne denli asılsız, ne kadar temelsiz olduğunu en iyi onlar biliyor.
Biliyorlar, ama itiraf edemiyorlar, çünkü işlerine öyle gelmiyor. NATO üyesi olup DEAŞ’a karşı en çok mücadele veren, en çok bedel ödeyen ülke Türkiye’dir.

PKK’ya silah veren bellidir, Mehmetlerimizin, polislerimizin şehadetine çanak tutanlar bellidir.
DEAŞ’ı, YPG’yi, PKK’yı kiralık tetikçi olarak kullananlar gün gibi karşımızdadır. Ve bunların dost olması, müttefiklik söylemleri eşyanın tabiatına aykırıdır.

Dost dediklerimiz, adam olacak, mert olacak, hesapsız olacak, saygılı olacak, onurlu olacak, dürüst olacak, kendi çıkarlarını kolladıkları kadar bizim de çıkarlarımızı kollayacaklar.
Terörle mücadelemizin önüne kim bariyer dikiyorsa, yolumuza kimler hendek kazıyorsa, egemenlik haklarımıza kim diş biliyor ve hançer sallıyorsa, işte onlar Türklüğün varlığına, Türkiye’nin bin yıllık kardeşlik müktesebatına kuyu kazan, Anadolu’dan çıkarılmamızın düşünü kuran ehli saliptir, öyle ki şehadet pahasına da olsa alayına birden direnmek farz-ı kifayedir, boynumuzun yegane borcudur.

Milliyetçi Hareket, herkesin istediği ve arzuladığı gibi tanımlayabileceği, bir şablona sokabileceği bir parti değildir. Partimizin şerefli siyasi geçmişi, değişmeyen ilke ve inançları, kırılmaya uğramadan bugünlere taşınan siyasi çizgisi aziz milletimiz tarafından çok iyi bilinmektedir. Bizim devletle, Cumhuriyetle, milletle ve ortak değerlerle hiçbir devirde sorunumuz olmamıştır.

Bunlara yönelik tehdit ve tehlikelerle ise her zaman sorunumuz olmuştur, bundan böyle de olacaktır. Biz bu hüviyetimizle alnı açık, başı dik olarak büyük Türk milletinin hizmetindeyiz.
Türkiye’nin sorunlarına bakış açımızı ve hareket tarzımızı belirleyen temel düşüncelerin kaynağı budur.

Bu konularda hiç kimsenin rehberliğine, uyarısına veya yol göstericiliğine ihtiyacımız yoktur.
Değerleri çatıştırarak siyasi geleceğini kurtarmaya çalışanların, cepheleşmeleri siyasi varlık sebebi olarak görenlerin ve gerilim ortamından beslenenlerin şu hususu çok iyi anlamaları gerekmektedir: Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin milli birliğinin, toplumsal huzurunun, dayanışma ruhunun temel harcı, en emin güvencesidir.

Türkiye’yi kamplara ayırarak çatışma ortamına davetiye çıkaranlara geçit vermeyecek yegâne siyasi güç Milliyetçi Hareket Partisi ile yaprağın dahi kımıldamadığı en ağır ve ümitsiz şartlarda fikri namus imtihanından şerefle geçmiş olan Türk milliyetçileridir.
Gelişmeler, geçmişte yaşanmış olan kısır ve gergin tartışmaların önümüzdeki dönemde yoğunlaşacağının işaretlerini vermektedir. Biz bu tartışmalara Cumhur İttifakı olarak karşı koyacağız.

"ZİLLET İTTİFAKININ PLANLARINI TARUMAR EDECEĞİZ"

Türkiye’de, etnik bölücülüğe statü ve kimlik kazandırmak maksadıyla devreye giren zillet ittifakının hesaplarını elbette tarumar edeceğiz. Anadilde eğitim, Devlet yapısının yeni esaslara bağlanması, Anayasal teminat altında yeni bir ortaklık devleti kurulması, Türkiye’nin idari yapısının yeniden düzenlenmesi, Genel siyasi af ve İmralı canisine özgürlük talepleri, Etnik kimliklerle bölücü siyasetin kızışması ve yoğunlaşması karşısında Cumhur İttifakı olarak tek nefes, tek bilek, tek yürek olacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın sağlığı üzerinden polemik yaparak, yalan ve tezviratları yayarak aşağıların da aşağısına düşenlere and olsun itibar etmeyeceğiz.

Bugün Türkiye’nin karşısına çıkartılan güvenlik ve bölücülük sorunu, özü itibariyle bir demokratik hak talebi, bireysel özgürlük, çoğulcu demokrasi ve siyasal katılım sorunu değildir.
Bu sorun, etnik bölünmeyi amaçlayan silahlı terör sorunudur. Türkiye’de farklı kökene mensup vatandaşlarımızın tümünü kapsayan bir sorun değil, tahrik ve terörün beslediği bir siyasi ayrılıkçılık sorunudur.

Bölücü mihrakların nihai hedefi, Türk milletinin kardeşliği, devletin kuruluş esasları, siyasi yapısı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüdür. Çok kültürlülük, mozaik edebiyatı, Anayasal yurtseverlik, demokratikleşmenin ve çağdaşlaşmanın gereği gibi klişeler, bu hain emellerin maskesi, bölücülük ticaretinin ambalajlarıdır.

Bu gerçekler ortadayken, etnik bölücülük ve siyasi ayrılıkçılık sorununa, meşru bir kimlik, hak ve özgürlük sorunu etiketinin yapıştırılmasının yegane amacı, sorunun bu şekilde tanımından hareketle çözüm esaslarının da siyasi bir zemine oturtulmasıdır. Yapılmak istenen, etnik bölücülüğün siyasi bir sorun olarak siyasi süreçlerle çözümü için uygun bir ortam yaratılması, bunun siyasi ve toplumsal altyapısının hazırlanmasıdır.

Bu siyasi senaryonun sahneye konulması mümkün olabilirse, PKK’nın siyasi talepleri ve eylem planı, bu süreçte demokratik ittifak platformu haline getirilecektir.

CHP’nin hedefi budur, İP’in hedefi budur, HDP’nin hedefi budur, siyasi hayatı döneklikle geçenlerin gayeleri budur.

Devletimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde verilen muhteşem bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi ile aziz milletimizin iradesiyle kurulmuştur. Büyük milletimizin değer ve ülküleri ise 98 yıl boyunca varlığında ruh ve anlam bulduğu Cumhuriyetimizin himayesi ve koruması altında şekillenmiş ve yükselmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’de birlik ve beraberlik içerisinde toplumsal barışın, refahın, huzurun ve güven ortamının kalıcı olarak tesis edilmesini arzulamaktadır. Bu hedefe ise demokratik rejimin bütün kurum ve kuralları ile sağlıklı işleyebilmesi şartıyla, demokrasiyi özümsemiş bir kavrayışla, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi vasıtasıyla ulaşılacağına inanıyoruz.

Milletin temsili ve devletin korunmasında, bu iki vazgeçilmez değerin birbirini tamamlayarak mutabakatında üzerine düşen her sorumluluğu yerine getirmeye kararlı olan Cumhur İttifakı için yüksek hedeflere ulaşmak bir milli görev ve vatan borcudur. Hiç kimse boş yere hayal kurmasın, boşuna heveslenmesin.

Bu millet biziz, bu devlet biziz, bu vatan biziz, istikbalin mimarı da bizler olacağız.
Türkiye’nin geleceğinin en büyük teminatı, cepheleşme, kamplaşma ve kutuplaşmalara son vermek, terörün kökünü kazımak, ortak milli ve manevi değerler etrafında birleşmek, kenetlenmek ve kucaklaşmaktır. Bizim gönlümüzde herkese yer vardır. Bizim muhabbetimiz her insanımızı kavramaya ve kuşatmaya yetecektir.

Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğini her mülahazanın üstünde tutuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuruluş ilkeleri, siyasi yapısı ve milli ve manevi değerleriyle sonsuza kadar yaşatmaya ve bu uğurda gerekiyorsa her bedeli seve seve ödemeye hazırız, buna da yeminliyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle muhterem heyetinizi hürmetle selamlıyor, Meclis çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum. Sağ, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.''

İLGİLİ HABERLER