Davutoğlu: Vaatler 3 ay içinde yerine gelecek
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRT Özel yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu, seçimlerin adil ve şeffaf olmadığına ilişkin iddiaları değerlendirerek, "Yüzlerce gözlemci geldi Türkiye'de hiçbirinin raporunda Türkiye'deki seçimlerin adil olmadığına ilişkin birşey yok. Birilerin Türkiye'yi her an suçlamaya hazır kesimlerin yaptığı değerlendirmelerin kıymeti harbiyesi yok. Malum tweet hesabı, 'Davutoğlu'nun Kayseri, Şanlıurfa mitinglerine saldırı yapılacak' dedi. Ben bundan şöyle düşünebilirdim, 'Mitinglere gitmeyelim, televizyon programı etkili olur' diyebilirdim. 'Kayseri'de sokak aralarında saldırı olacakmış' diye söylenti yayanlar. Fuat Avni denen hesabı açıp baksınlar. Biz meydanlara çıktık, halkla buluştuk. Aynı dönemde diğer parti liderleri oturmayı tercih ettiler. Miting yapmak istediler de biz mi engel olduk? Türkiye'de en çok satan 5 gazetenin 4'ü açık bir şekilde hükümete karşı kampanya yürüttü. Biz, şikayet ettik mi? Medyaya karşı bu seçimi kazanıyoruz diye bir söylem duydunuz mu? Bizim nihai olarak baktığımız yer halk. Televizyon kanalları itibarıyla da herkesin yakın olduğu tv kanalları olabilir. Benim için halkın nasıl gördüğü önemli, halk size nasıl bakıyor. Halk bizim demeçlerimize, Kılıçdaroğlu'na Bahçeli'ye baktı hele hele Demirtaş'a baktı ve bir seçimde bulundu. Seçimleri yöneten YSK'dır. YSK da bütün partilere eşit mesafededir. YSK, Tunceli'de yapacağım miting için son anda burada miting yapamazsınız dediler, biz mitingi başka yerde yaptık. Söz konusu değil" ifadelerini kullandı.
HALKIN BEKLENTİLERİNİ DİNLEDİ
Halkın beklentilerinin yer aldığı röportajların izletildiği canlı yayında Davutoğlu, AK Parti'nin seçim vaatlerine ilişkin konuştu. Benim uzaktan da olsa beni görmek isteyen vatandaşımla inşallah bir gün kucaklaşırız. Vatandaşlarımızla her türlü diyalog güzel. Vatandaşlarımızın beklentisi belli, daha onurlu bir hayat. Kimseye muhtaç olmayacağı bir hayat. Ben her dönemde önce kendime ev ödevi listesi çıkartırım, ona göre tanımlanır. Genel Başkan seçildiğim zaman kendime üç görev tanımlamıştım, bir partinin birliği ve beraberliğini koruyacağız, iki Türkiye'de yürütülen bütün projeler aksamadan yürüyecek, üç ülkeyi seçime götürürken iç barışı temin edecek her türlü tedbir alınacak. 7 Haziran seçimlerine bunları tamamlayarak gitti. O zaman da kendime 3 görev tanımlamıştım. Kongrede geldiğimiz nokta da AK Parti, sakin sularda ülke sorumluluğunu üstüne alarak yola devam ediyor, ülkeyi hükümetsiz bırakmayacağız demiştik öyle de yaptık, terörle mücadele bunlarda tamamlandı" dedi.
"TERÖRLE MÜCADELE BAĞLAMINDA ZAAF GÖSTERİLEMEZ"
Türkiye son yıllarda çok yorulduğunu anlatan Davutoğlu, "Bütün gerilim alanlarını azaltmak, Türkiye'de sevgi tohumları ekerken, tekrar toplumun ortak ilkeler etrafında hangi siyasi görüşte olursa olsun onları ortak bir kader fikrine getirmek. Son dönemlerde sanki farklı kaderlerimiz varmış gibi ayrışmaya gidenler oldu. Gezi olayları bize ne öğretti? Gezi olayları, gösteri ve diğer hak ve fikir bağlamında, hak ve özgürlükler kutsaldır, bunlara dokunulamaz fakat bunları yaparken kamu düzeni içinde yapmak lazım. Aksi halde çok büyük kutuplaşmalara vesile oluyor. 17-25 Aralık gösterdi? Bugün çizgiler çok açık. Gösteri yürüyüşü yapma hakkı kutsaldır ama kamu düzenini bozmadan yapmak esas. Çözüm süreci, terörle mücadele bağlamında, demokratik olarak bütün tartışmaları yapmak esastır fakat terörle mücadele bağlamında zaaf gösterilemez. Hedefim, önümüzdeki dönemde her kesimle konuşarak, önce bu tansiyonu düşüreceği, karşılıklı konuşmayı birbirimizi anlayarak yapacağız. Ne tartışırsak tartışalım bu ülkenin ortak kaderine inanarak tartışmamız lazım. Bize oy vermemiş olan herkesi de saygıyla selamlayarak, hep beraber bunu tartışmamız lazım. Tansiyon artırıcı hiçbir psikolojinin yayılmasına izin vermemek" ifadelerini kullandı.
"AĞZIMDAN ÇIKAN HER SÖZ..."
Davutoğlu, ikinci görevlerini beyannamede söylenen hususların yerine getirmek olduğunu anlatan Davutoğlu, "Benim ağzımdan çıkan her söz, önümüzdeki 3 ay içinde yerine gelecektir. 3 ay içinde kanuni düzenleme gerektirmeyen bütün vaatler yerine gelecek. Asgari ücret, öğrenci bursları, polis ve askerlere verdiğimiz taahhütler, esnafımıza, gençlerimize bunların hepsi yasal düzenleme gerektirmiyorsa 3 ay içinde yerine getirilecek. Asgari ücret, yarın hem iş dünyamızı hem de işveren ve işçi kesimlerini biraraya getiren bir akşam yemeği yapacağım. Hepsini de dinleyeceğim. Hükümet programını onları dinleyerek yapacağız" diye konuştu.
REFORMLAR GELİYOR
Üçüncü görevinin, uzun ve orta dönemli yapısal reform sürecini başlatmak olduğunu belirten Davutoğlu, hem siyasal hem ekonomik reformaların ilk aşamasını ilk 6 ayda tamamlayacaklarını ifade etti. Özgürleştirici, sosyal hayatı düzenleyici reformların yapılacağını söyleyen Davutoğlu, daha uzun dönemli reformların 1 yıl içinde yapılacağını dile getirdi. Davutoğlu, ilan edilen bütün projelerin takvimlendirilmesinin yapılacağını da kaydederek, hepsinin sistematik içinde takip edileceğini ve milletin verdiği ödevle birlikte kendilerine bir ödev yaptıklarını ifade etti. Anayasal ve yasal çerçeve ne gerektiriyorsa o yapılacak. Hükümetin kurulması gecikmeyecek. Hükümet programını açıkladıktan ve Mecliste okuduktan sonra, 3-6 aylık ve 1 yıllık uygulama programını ortaya çıkaran deklarasyonla yeni programımızla ortaya çıkacağız. Yapısal, ekonomik ve siyasal reformlar şarttır. Yargı, güvenilir bir merci olarak bu reform sürecinden geçmek durumunda. Herkesi dinleyeceğiz. kim ne tahrik yaparsa yapsın bu ülkede kutuplaştırıcı dilin egemen olmasına izin vermeyeceğiz" ifadelerine yer verdi.
Başkanlık sistemi açıklaması
Başbakan Davutoğlu Başkanlık sisteminin tartışılması gerektiğini söyledi.
Başkanlık sistemindeki tartışmaları değerlendiren Davutoğlu, "Başkanlık sistemi ya da parlamenter sistem bir mekanizmadır. Bunların her ikisinin de özgürlükçü örnekleri de otoriter örnekleri vardır. Önemli olan siyasi felsefe, önemli olan siyasetin ne olduğudur. Üzerinde ittifak edeceğimiz husus şu olmalı; özgürlükçü, vesayete karşı bir anayasa olmalı, güçler ayrılığı prensibine dayanan bir anayasa olmalı. Herkesin vatandaşlık kavramının en kapsayıcı olarak tanımlandığı bir anayasa olmalı. Kendi kültürel birikimimize ters düşmemeli ama evrensel değerlerle uyumlu olmalı. Bu çerçeve, kimsenin karşı çıkmayacağı bir felsefe. Önce bunun içini dolduralım, sonra bunu yaptıktan sonra mekanizmayı yani siyasal sistemi konuşalım. Bunu yapmadan salt anayasayı başkanlık meselesi gibi göstermek, başkanlık sistemi savunmak açısından da sakıncalıdır ona karşı çıkmak açısından da sakıncalıdır" dedi.
Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"12 Eylül bir darbe anayasası olması itibarıyla birlikte şunu demiştir; siyasiler hata yapabilir, onların seçtiği başbakan da hata yapabili,r dolayısıyla onları denetlememiz lazım. Nasıl denetlenecek? Cumhurbaşkanlığı makamına mutlaka askeriyeden biri gelmeli ve öyle güçler vermeliyiz ki seçilen başbakan kendini sürekli denetim altında hissetsin, bağımsız kararlar alamasın. Mantık böyle kurulunca cumhurbaşkanı ve başbakan, parlamenter ve başkanlık sisteminin arasında son derece karmaşık, son derece bozuk ve kişisel ilişkileri bozan bir kargaşa doğmuş, bir kargaşa, kakafoni neredeyse."
"Ortada çok sağlıklı işleyen parlamenter sistem var da bunun yerine başkanlık sistemi ikame edilmek isteniyor değil" diyen Davutoğlu, "Ortada bir problem var ve ben bu problemi yaşayan biri olarak söylüyorum, problemi gördüğümde gözümü kapatmam. Burada da şahsi hesap yapmam. Mesele, Sayın Cumhurbaşkanımızın yetkisinin artırılması, eksiltilmesi meselesi gibi tartışılmamalı. Herkes dürüstçe bu problemin Sayın Sezer'le Sayın Bülent Ecevit arasındaki bir tartışma parlamenter sistemde olabilir miydi? Anayasa kitapçığını fırlatıldığı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı Alman, İngiliz parlamenter sisteminde var mı? Dolayısıyla cumhurbaşkanı ile başbakanlık makamı arasında her an problem çıkarmaya ayarlı bir yapı var. Hesabı başbakan verecek, 12 Eylül'ün mantığı böyle, ama yukarıda kontrol durumunda olan cumhurbaşkanı hesap vermeyecek. Sorumsuzsa tümüyle tarafsız olmalı, sorumluysa da bu anlamda yetkisinin daha net tanımlanması lazım. Bu açıklıkta konuşuyorum, çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Davutoğlu, Kılıçdaroğlu değil. Koyarız tabloyu ortaya. Bir kere halk tarafından seçilmiş olduğu için cumhurbaşkanı, o anlamda başkanlık sistemine evrilmesi daha kolay. Başka bir şeyin varsa getirin tartışalım" açıklamasında bulundu.
Önce gerilimlerin dozunun düşmesi ve her şeyin sükunetle konuşuluyor hale gelmesi gerektiğine işaret eden Davutoğlu, "Meselenin Cumhurbaşkanlığı makamının gücünü artırmak ve onun üzerinden bir güç mücadelesi olarak görülmemesi ve sükunetle tartışılması lazım" dedi.
Devletin ve demokrasinin restore edilmeye ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Onun ana sütunları de belli. Yeni anayasa bizim önümüzün ufkunu açar ama her şeyden önce kimin ne kaygısı varsa, mekanizmayla ilgili, onu paranteze alalım. Nasıl bir anayasa öngöreceğiz, insan hak ve özgürlüklerini nasıl teminat altına alacağız, devlet yerine insan diyen anayasayı nasıl öne çıkaracağız, bu temelde güçler ayrılığı prensibi nasıl harekete geçireceğiz, bunları konuşalım. Sonra da uygun siyasi mekanizmayı birlikte geliştirelim. Biz kimseye şu veya bu modeli dayatmak için bir şeyi gündeme getirecek değiliz" şeklinde konuştu.
Başbakan Davutoğlu, ilk görevlerinin hükümeti kurmak, ikinci görevlerinin hükümet programı olduğunu belirterek, "Şahsi hesaplarımızı bir kenara koyalım. Siyasi rekabeti onunla tanımlamayalım, millete hizmet yolunda tanımlayalım. 50 sene, 100 sene sonra da torunlarımızın gurur duyacağı bir anayasayı da birlikte yazalım. O anayasa da ister başkanlık sistemi, parlamenter sistem, birlikte bir şey oluşturursak doğru yere gideriz. Bizim kanaatimiz, gelinen evrede, iyi tanımlanmış güçler ayrılığı prensibine dayalı bir başkanlık sistemidir. İnşallah önümüzdeki aylarda inşallah bunu tartışacak zemini hazırlarız. Kendi halkına ve vatandaşına güvenen bir anayasa, başkanlık sistemini de bu çerçevede tartışalım. Bunun dışında bunu konjonktürel bir mesele olarak gündeme getirmek, başkanlığı savunanlar için de doğru olmaz. Eleştirenlerin konjonktürel açıdan eleştirmesi de doğru olmaz. Ama ne Sayın Cumhurbaşkanımızın ne benim bu konuda şahsi bir hesabı, milletin istikbalinden öne alacağımız kaygısını kimse taşımamalıdır" diye konuştu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Hükümeti kurduktan sonra eğer olumlu cevap alırsam, yeni anayasa da dahil olmak üzere bütün konuları rahatlıkla konuşacağımız şekilde muhalefet liderleriyle biraraya gelmeyi planlıyorum, oturup konuşalım" dedi.
TRT Haber özel yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Her şeyden önce herkesin bu ülkede eşit vatandaş olduğu rahatlığı içinde davranmak. Kimse, düşüncesi, ideolojisi dolasıyla ayrımcılığa tabi tutulamaz. Bunun psikolojik ortamının sağlanması lazım. Hepimizin bu dalgalar karşısında sığınacağı tek yer bu ülke. Türkiye, bırakın herhangi birinin terketmeyi düşündüğü, milyonlarca insanın sığınak olarak gördüğü bir yer. Türkiye, huzur ve güven veren bir ülke. Herhangi bir şikayeti varsa kimsenin kendisine dönük olarak özel bir ayrımcılığa muhatap olduğuna, buna da bakarız. Terketmeyeceğimiz hususlar ise, kişi insan hak ve özgürlükleri, bunun yanında siyasal anlamda hesap verilebilirlik makamının sadece onların hesap verebileceği siyasal düzenin kurulması. Burada kimse kendi geleceği ile ilgili kaygı duymamalı, bu anlamda hiçbir kırmızı çizgimiz yok. Siyasi liderlere dikkat ediniz, 7 Haziran'dan sonra teröre karşı ortak deklarasyon çağrısı yaptım cevap alamadım. Suruç saldırısından sonra bir daha çağrı yaptım, yine cevap alamadım. Terörle mücadele konusunda ortak bir çağrıda, deklarasyonda bulunabiliriz. Yeni anayasa da dahil her konuyu rahat bir ortamda konuşabiliriz.
Önyargılarla siyasal sistem, anayasa tartışması yapılamaz. Bizim anayasamız bu, hep beraber yapacağız. Anayasa herkese hitap etmek durumunda. Ben bir zillet olarak görüyorum, hala hatırlarım 12 Eylül Anayasası'na hayır oyu verdim. İnce şeffaf bir zarfta, kahverengi bir zarfta, oyunuz zaten belli oluyordu. Ben başbakanım, o zaman hayır dediğim anayasa hala yürürlükte. Ben bunu içime sindiremiyorum. CHP Genel Başkanı, MHP Genel Başkanı, HDP Eş başkanları da 12 Eylül Anayasası'nı içine sindirmiş değiller. O anayasa CHP'yi kapatmıştı, o anayasa Alparslan Türkeş'i hapse atmıştı. Her partinin hitap ettiği kitle açısından bu anayasanın miladının dolmuş olması lazım. Niye konuşamıyoruz? Önce bunun sakin bir şekilde konuşulmasını sağlayacak bir ortamı temin etmek lazım. Onun için ben 3 ayda halkın beklediği yeni ve sert siyasi tartışmalar değil icraat. Ona yoğunlaşacağız. Hükümeti kurduktan sonra eğer olumlu cevap alırsam, yeni anayasa da dahil olmak üzere bütün konuları rahatlıkla konuşacağımız şekilde muhalefet liderleriyle biraraya gelmeyi planlıyorum, oturup konuşalım" ifadelerini kullandı.
Şu anda Meclis'in temsil kabiliyeti en yüksek Meclis olduğunu anlatan Davutoğlu, "Gelin bu temsil kabiliyetiyle yeni bir ufuk açalım Türkiye'ye. Kasettiğim şey, sadece reaktif olarak tansiyon düşürmek değil, proaktif ve aktif olarak sakin bir ortamı sağlamak. Hala, Türkiye'deki seçimleri gölgede bırakmaya çalışanları da görüyoruz. Bürokrasi dahil siyaseti kıskaca alır mıyız diyen paralel yapıyı da görüyoruz. Onlara karşı Kılıçdaroğlu'nun bazı söylemlerinde, her türlü vesayete karşı tutum göstereceklerini ifade etmeleri, bunlar olumlu gelişmeler. Mesele paralel yapı, yarın başka yapı. Bu ülkede ister 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat'ta olduğu gibi askerin içinde bir kesim olsun, ister başka durumlarda olduğu gibi bürokrasiye sızarak olsun hiç kimsenin siyaset kurumunun sorumluluğunda olan alana girmesine izin vermeyeceğiz. Biz, bütün siyasi partiler halk önünde hesap vermeye hazırız ama halk önünde hesap vermeyecek hiçbir paralel yapı, ister bu KCK, ister paralel devlet yapısı şeklinde olsun, ister Ergenekon olsun, bunların hepsine karşı biz siyaset kurumunu koruyacağız" şeklinde konuştu.
"BÜTÜN BİR REFORM ANLAYIŞININ YENİ ANAYASA DAHİL ELE ALINMASI LAZIM"
Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Varsa eğer şikayet, yolsuzluklarla ilgili her şeyi tartışırız ama bir kumpas şeklinde Türk siyasi hayatını yönetmek isteyen bir yapı, dini istismar eden bir cemaat olsun, hangisi olursa olsun biz her türlü siyasi görüşe sahip siyasi liderler bunlara karşı omuz omuzayız deme cesaretini göstermemiz lazım. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda hepimizin aynı hassasiyeti göstermemiz lazım. Yargı bana dokunmuyorsa iyidir, bana dokunduğu zaman tarafsızlığını kaybediyor dediğinde olmaz. Hele hele benim, önümüzdeki dönemde üzerinde durmayı düşündüğüm husus, böyle bir mutabakatla yargı kurumunun bütün siyasi tartışmanın dışına çıkması ve tuzun kokması denilen olayın yaşanmaması ama bunun olması için bütün bir reform anlayışının yeni anayasa dahil ele alınması lazım" diye konuştu.
Güncellenme Tarihi : 18.3.2016 17:40