Afrika başta olmak üzere dünyada son dönemde adından sıkça söz ettiren ölümcül virüs Ebola için korkutan bir gerçek saptandı. Teknoloji devlerinin kobalt, altın ve diğer madenlere erişim için Kongo Havzası'nda ormansızlaşmaya yönelik adımları Ebola'nın daha hızlı yayılmasına neden olduğu ifade edildi.
Teknoloji dünyasının kobalt, altın ve diğer madenlere olan açlığı Kongo Havzası'ndaki ormansızlaşmayı hızlandırırken, bu çevresel yıkım ölümcül Ebola salgınlarının çok daha geniş kitlelere yayılmasına yol açıyor.
Ebola virüsünün 1976 yılındaki keşfinden sonraki onlarca yıl boyunca salgınlar oldukça küçük ve kontrol edilebilir düzeyde kalmıştı. Ancak son yıllarda bu tablo tamamen değişti. Küreselleşen dünyada virüs artık çok daha büyük kitleleri tehdit ediyor.
Bu durumun temelinde sadece artan insan nüfusu ve hareketlilik değil, küresel teknoloji endüstrisinin maden iştahı nedeniyle doğanın dengesinin bozulması yatıyor.
TRT Haber'in The Guardian'dan aldığı bilgilere göre; dünyanın ikinci büyük yağmur ormanı alanına sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki devasa ağaç kesimleri, insanlık ile virüs taşıyıcısı yarasalar arasındaki hassas dengeyi tamamen koparıyor.

ORMANLAR YOK OLDUKÇA VİRÜS İNSANA YAKLAŞIYOR
Normal şartlarda Ebola virüsünü vücutlarında hiçbir zarar görmeden taşıyan yarasalar, derin ormanlarda izole bir hayat sürüyor ve nadiren insanlarla temas ediyordu. Bölge halkı da zamanla bu virüse karşı bir tür bağışıklık geliştirmişti. Fakat madencilik ve kerestecilik nedeniyle ağaçlar kesildikçe yarasalar yok olmuyor; geriye kalan küçük orman parçalarına sıkışıyorlar.
İnsanlarla çok daha yakın mesafede yaşamak zorunda kalan yarasaların salgıları ve kanı, virüsün insanlara geçme riskini katlıyor. Yapılan son bilimsel araştırmalar, Orta Afrika'daki her yüzde birlik orman kaybının, Ebola vakalarında yüzde 20 ila 40 arasında bir artışa neden olduğunu ortaya koyuyor.
TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜM VE İLKEL MADENCİLİK
Kongo’daki bu ağaç kıyımının arkasında, modern küresel ekonominin yarı iletkenlerden akıllı telefonlara kadar her teknolojik üründe ihtiyaç duyduğu özel madenler yer alıyor. Bölgedeki siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle büyük şirketlerin işletemediği milyarlarca dolarlık maden rezervi, yerel halkın "ilkel madencilik" yöntemleriyle derme çatma şekilde kazılmasına yol açıyor.
Geçim derdindeki milyonlarca insan, küresel tedarik zincirine ve kaçakçılara altın, koltan ve kobalt satabilmek için balta girmemiş ormanların derinliklerine doğru ilerliyor.
DERİN ORMANLARDAKİ ÖLÜMCÜL TEMAS
Maden arayıcılarının tarım yapanların aksine ormanın en uç noktalarından ziyade en derin merkezlerine dalması, Ebola'nın yayılma ekolojisini kökten değiştiriyor. Maden fiyatlarının yükselmesiyle bölgeye dışarıdan gelen ve virüse karşı hiçbir bağışıklığı olmayan binlerce insan, orman derinliklerinde beslenebilmek için vahşi hayvanları avlıyor.
Avlanan hayvanlar arasında Ebola virüsü taşıyan türlerin bulunması, altyapısı ve sanitasyonu olmayan geçici maden kamplarında virüsün bir anda patlamasına neden oluyor. Nitekim Kongo'da süregelen son büyük salgının ilk vakalarının, yasa dışı altın madenciliğinin kalbi sayılan Mongbwalu kasabasında ortaya çıkması bu tezi doğruluyor. Uydu verileri, bölgedeki ormanların maden sahaları açmak için nasıl dilim dilim kesildiğini açıkça gösteriyor.
SALGINI DURDURMANIN YOLU NE?
Dünya genelinde tıp uzmanları ve karar vericiler genellikle salgın başladıktan sonra aşı ve tedavi yöntemlerine odaklanıyor. Ancak standart testlerden ve mevcut aşılardan kaçabilen yeni Ebola türleri karşısında, salgın bir kez başladıktan sonra yayılımı durdurmak neredeyse imkansız hale geliyor.
Bilim insanları, küresel pandemileri önlemenin tek yolunun virüsün insan popülasyonuna sıçramasını sağlayan ekolojik tahribatı durdurmak olduğunu vurguluyor. Bu da cebimizde titreyen akıllı telefonların içindeki madenlerin hangi şartlarda çıkarıldığına ve Kongo Havzası'ndaki orman sağlığına çok daha fazla dikkat etmemiz gerektiği anlamına geliyor.




