ABD'nin İddiaları ve Gerçekler Arasındaki Uçurum
Washington yönetiminin, Tahran’ın askeri potansiyelinin büyük ölçüde bertaraf edildiğine yönelik beyanları, İran tarafından Ürdün’deki Muwaffaq Salti Hava Üssü’ne gerçekleştirilen son taarruzun ardından yeniden sorgulanmaya başlandı. Bu saldırı, İran'ın elindeki mevcut füze envanteri ve stratejik altyapısının direncini gözler önüne serdi.
Üç Amerikan askerinin yaşamını yitirdiği operasyonun, İran'ın en modern balistik füze sistemlerinden biri olarak kabul edilen Hayber Şekan (Kheibar Shekan) ile yapılmış olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ordusunun ‘tamamen yok edildiği’ ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in Tahran'ın füze programının ‘büyük ölçüde işlevsiz hale getirildiği’ yönündeki açıklamalarıyla bir tezat oluşturuyor.
Kalan Güç ve İsabet Kabiliyeti
Ürdün'deki saldırının, İran'ın halen önemli bir cephaneliğe (uzun menzilli balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları) sahip olduğu tezini kuvvetlendirdiği belirtiliyor. Analistler, saldırıda kullanıldığı düşünülen Hayber Şekan balistik füzesinin 2022'de envantere dahil edildiğini ve yaklaşık 1450 kilometre (900 mil) menzile sahip olduğunu ifade ediyor. Katı yakıtla çalışan bu füzenin, uydu destekli güdüm sistemi ve manevra yapabilen savaş başlığı sayesinde hava savunma sistemlerini atlatma kabiliyetine sahip olduğu biliniyor.
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacısı Oral Toğa, ortada açıklanabilir bir tutarsızlık olduğunu belirterek durumu şöyle analiz ediyor:
“Hegseth'in Nisan ayındaki ‘işlevsel olarak imha edildi’ ifadesi ve Trump’ın İran ordusunun bittiğine dair sözleri hafızalarda. Ancak üç ay sonra Muwaffaq Salti Hava Üssü'nün vurulması ve ABD askerlerinin ölmesi farklı bir tablo sunuyor. Sorun verilerden çok, yapılan çıkarımda.”
“ABD ve İsrail analizlerine göre fırlatıcıların yarısından fazlası saf dışı bırakıldı ve stok yaklaşık yarıya indi. Fakat savaş öncesi envanter binlerce füzeden oluşuyordu. Bu da bugün hala binlerce kısa ve orta menzilli füzenin mevcut olduğu anlamına geliyor. Kapasitenin azaltılması ile İran'ın saldırı yapamaz hale getirilmesi farklı şeylerdir. Ürdün saldırısı, ikincisinin gerçekleşmediğini kanıtladı.”
“Diğer bir kritik husus isabet oranıdır. Ürdün ordusu 10 füzeyi engellediğini duyursa da üssün vurulması engellenemedi. Uydu görüntüleri, hangarların ve yaşam mahallerinin isabet aldığını teyit ediyor. Bu durum, İran'ın azalan envanterini hava savunmasını geçecek şekilde daha etkin kullanmayı öğrendiğini gösteriyor. Benim analizim şudur: İran'ın füze gücü eskisine kıyasla önemli ölçüde zayıflatıldı, fakat hala ciddiye alınması gereken bir tehdit olmayı sürdürüyor. Verilen asıl mesaj miktarla değil, vurma iradesi ve isabet kabiliyetiyle ilgilidir.”
Yeraltındaki Gizli Askeri Altyapı
Wall Street Journal'da yayımlanan bir haberde görüşlerine yer verilen King’s College London’dan misafir araştırmacı ve eski CIA analisti Jim Lamson, İran'ın altyapısının bu tür saldırılara karşı koymak üzere uzun yıllar içinde inşa edildiğini vurguluyor.
“Tünel girişlerine saldırı düzenleyebilirsiniz, fakat İranlı mühendisler bu girişleri oldukça kısa bir zaman zarfında tekrar açarak operasyonlara devam etme yeteneğine sahip.”
Oral Toğa, bu yeraltı altyapısının savaşın en çok sınanan unsuru olduğuna işaret ederek şu bilgileri paylaştı: “Dağların içine oyulmuş bu tesislerin havadan tamamen yok edilmesi mümkün görünmüyor. ABD ve İsrail, bu tesisleri 13 binden fazla mühimmat kullanarak aylarca bombaladı. Tünel girişleri çökertildi ve bazı fırlatıcılar içeride mahsur kaldı. Ancak Wall Street Journal'ın haberine göre, İran bazı tünel girişlerini onararak yeniden faaliyete geçirdi. Bu durum, tesislerin bir süreliğine işlevsiz bırakılabildiğini ancak kalıcı olarak imha edilemediğini ortaya koyuyor. Çökertilen girişlerin iş makineleriyle yeniden açılması, bunun bir kapasite meselesinden ziyade zaman ve maliyet meselesi olduğunu gösteriyor.”




