Dünya, kendi ekseninde ve Güneş’in etrafında döner.
Biz dünyanın içerisinde bulunduğumuz için bu dönüşü fark etmeyiz. Yani yere kapaklanmayız.
Kişi bir şeyin içerisindeyse; etrafında olup bitenleri tıpkı bu hal gibi tam algılayamaz.
Bugün bütün camiaların düştüğü hata budur.
Döngünün içerisinde olduklarından, değişimin yani bozulmanın farkına varamadılar.
Ne olup bittiğini anlamak için, kenara çekilip bakmak lazımdır. Ancak o zaman değişimi ve dönüşümü anlayabiliriz.
Bir müddettir dünya ve Türkiye’deki değişimi yani bozulmayı anlatıyorum.
Dünya bozulurken, toplumlar kirlenirken ve insanlar yoldan çıkarken olup bitenlerden biz de etkilendik.
Hanımannenin ablaların çorap numaralarını kontrol ettiği bir dönemden, evlatların açık kızlarla evlendiği başka bir döneme girdik.
Kızlarımızı hazine gibi evlerde sakladığımız bir zamandan, kızlarımızın fotoğrafını sosyal medyada paylaştığımız günlere geldik.
Allahü teâlâ’yı zikredip, Resûlullah’a salavat, büyüklere dua ettiğimiz ev sohbetlerini, dolma/sarma yediğimiz ziyafetlere dönüştürdük.
O sohbetlerde büyüklerden bahsetmeyi ve kitap okumayı bırakıp, siyaset konuşur olduk.
Hüseyin Hilmi Işık Rahmetullahi Aleyh’in bir ömür göz nuruyla yazdığı kitapları okuyup öğrenmek yerine, başkalarına sorma tembelliğine uğradık.
Satışını yaptığımız kitapların, kapağını açıp içine bakmaz olduk.
Eskiden taşradan gelen bir misafiri evine götürmek için birbiriyle kavga eden arkadaşlar, bugün o kimselere bırakın kapısını, telefonunu açmıyor.
Bize dinimizi ve yolumuzu anlatan, ahireti öğreten Enver Abi’yi ihmal edip, vefat gününü bile hatırlamaz olduk.
Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin adını duyduğumuzda gözümüzün yaşardığı bir zamandan, Bu mübarek zatı yalancılıkla suçlayan, uyduruyor diyen ve kitaplarına reddiye yazana MÜNAFIĞA itibar verdik.
Bu münafığın Fetullah Gülen alçağından aldığı, “İmanın şartı 4’dür” deme küfrüne sessiz kaldık.
Ümmetin gözünün nuru Resul-u Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimize, “intihara kalkıştı” iftirası atan bu MELUNU içimizde barındırdık.
Bütün bunlar ne kadarlık bir zamanda oldu?
Topu topu 13 yılda…
Enver Abi 22 Şubat 2013 tarihinde vefat etti.
Bugün 8 Şubat 2026..
Enver Abi’nin yokluğuyla geçen 13 senede, yukarıda sadece bir kısmını yazdığım değişimi ve bozulmayı yaşadık.
Bu gerçekten ürkütücü…
Pek çok kişi bu döngünün içerisinde olduğu için değişimi ve bozulmayı fark edemedi.
Bütün bunlara bakarak, önümüzdeki 10 yılda yaşanacakları hesap bile edemiyorum.
Şimdilerde bir olumsuz hadise vuku bulduğunda, arkadaşlar feryat ediyor.
Vallahi ben vakaya değil, sizin feryat etmenize hayret ediyorum.
Bütün bu çürümüşlükte başımıza taş yağmadığı için şükrediyorum.
En büyük hata; büyükler vefat ettiğinde çekip gittiğini düşünmektir.
Enver Abi vefat ettikten sonra; kendine emanet edilen bazı talebeleri burada kaldı.
Enver Abi; burada kalan son talebesini selametle yanına alana kadar dünyayla ilgisini kesmez, kesemez.
Çünkü bu ona vazifedir.
Nedir selametle yanına almak?
O talebelerinin son nefeslerine yetişip, iman etmelerine yardımcı olup ahirete geçişini sağlamaktır.
Silsile-i Aliyye büyüklerinin mübarek ruhları şu anda dünya ile ahiret arasında bir yerdedir.
Her büyük kendi talebelerini yanına alır ve kıyamet kopana kadar orada sohbetini sürdürür.
Melekler kendinden sonra vefat eden talebesini; kabir sorgusundan sonra oraya götürülüp, sahibine yani büyüğüne teslim eder.
Peki, bu talebeler kimdir?
Onlar: kendini büyüğüne sevdiren onun sevgisiyle de büyüğünü seven kimselerdir.
Sevgi yukarıdan gelir.
Bir kimse, Allah’ı ve Onun Resulünü ve evliyasını seviyorsa, bilsin ki onlar da kendisini seviyor demektir. Çünkü Kur'an-ı kerimde mealen, (Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever) buyuruluyor.
Allahü teâlâ, önce kendi sevgisini bildirmiştir. Yani sevilmeyen sevemez.
Şu halde sevilmeye layık olmak için de İslam âlimlerinin bildirdiği yolda bulunmak gerekir.
Hadis-i şerifte, “Evliyanın kalbi nazargah-i ilahidir. Böyle bir kalbde bulunana Hak teâlâ rahmet eder” buyuruluyor.
İşte talebeyi kurtaracak olan da bu rahmettir.
Büyüğünün kalbine giremeyen, ağzıyla kuş kapsa talebe olamaz, talebe sayılmaz.
Talebe olmak için işkembeden değil kalpten bağlı olmak lazımdır.
Taş gibi bir sadakat, tam teslimiyet ve deli gibi aşk…
Evliyaullah, Allah'ın sevdiği zatlar demektir. Bu büyük zatlara olan sevgi, Allah sevgisine yol açar. Allahü teâlâ’yı sevebilmek için önce Allah adamlarının sevgisi şarttır.
Bir Mürşid-i kâmilin bir kimseyi sevmesi, Peygamber efendimizin de, o kimseyi sevdiğinin alametidir.
Bu kimseyi Resûlullah’a kadar silsiledeki bütün zatlar da sever. Çünkü o zatlar Rasûlullah’ın vârisleridir.
Peygamber efendimizin sevdiğini Allahü teâlâ da sever.
Evliyalar; Günah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten çok korkar. Çok istiğfar eder. Onun yanında duranın günah işleme arzusu yok olmaya başlar.
Böyle bir zata bağlanan talebeler, her türlü günahtan uzak durur.
Böyle bir bozuk zamanda; Bir Mürşid veya günahsız bir evliya bulmak çölde su bulmak gibidir.
Peki, o zaman ne yapacağız?
Allah büyüklerimizden razı olsun…
Yokluklarında ne yapacağımızı uzun uzun anlatmışlar.
Hüseyin Hilmi Işık hazretleri (Rahmetullahi Aleyh) şöyle buyurdu:
- Eğer bana sorsalar ki; “Bu İlmihal’i nasıl yazdın, bu kadar kitapları nasıl yazdın?” diye. Efendim, ben bir hadîs-i şerîfe sarıldım, yapıştım.
Muvaffakıyetimin sırrı işte o hadîs-i şeriftedir. O da, “Helekel müsevvifûn (Sonra yaparım diyenler helâk oldu)’’dur derim.
Bütün kalbimdekini, İlmihâle verdim.
Asrın mürşid-i kâmili, Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye ’dir.
Onun dışında kurtuluş çaresi arayanlar, aramasınlar. Onu okuyan, içindekileri öğrenen âlim olur. Tatbik eden evliya olur.
İşte bu devrin Mürşid-i Kamil’i ilmihaldir.
Kim onun yolundan giderse saadete erer. Kim onun yolundan çıkarsa felakete uğrar.
Evinde ilmihal olanın; başkasına ihtiyacı yoktur.
Bütün ihtiyaç, açıp onu okumaktır.
Enver Abi vefatından hemen önce buyurdu ki; bu zamanın Mürşid-i Kâmili Saadeti ebedîyedir. NOKTA…
Benden size tavsiye; Kişilere bakma, kitabı bırakma.
Rabbim cümlemizi büyüğümüzün kalbinde eylesin. (AMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ




