Gündem
  • 22.4.2026 23:30

İsrail'den İsa heykelini balyozla parçalayan askere şaka gibi ceza

İsrail'in, Lübnan'da bir Hristiyan heykeline zarar veren askerlerini 30 gün hapse mahkum etmesi, ülkenin 'Yahudi-Hristiyan mirası' söylemiyle çelişen eylemlerine yönelik eleştirileri gündeme getirdi. Bu karar, İsrail ordusunun Filistinlilere yönelik ihlallerindeki cezasızlık politikasıyla keskin bir tezat oluşturuyor.

Askerlere ödül gibi Hapis Cezası

İsrail tarafından Salı günü yapılan açıklamada, Lübnan'ın güneyinde bir İsa heykeline saldıran İsrailli bir askerin ve onu videoya çeken diğer bir askerin 30 gün hapis cezasına çarptırıldığı duyuruldu. Olayla ilgili olarak altı askerin daha sorgulanmak üzere çağrıldığı bildirildi.

Bu kararın alınmasına neden olan olay, bir İsrail askerinin elindeki balyozla İsa'nın çarmıha gerilişini tasvir eden bir Hristiyan heykeline zarar verdiği anların yer aldığı bir videonun sosyal medyada yayılmasıyla başladı. Görüntülerin viral hale gelmesinden bir gün sonra, Pazartesi günü, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail'in tüm dinlere saygı duyduğu yönündeki sıkça tekrarladığı açıklamasını yineledi.

İmaj ve İttifaklar

Uzun zamandır kendisini Hristiyanların bir savunucusu olarak konumlandırmaya çalışan ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki güçlü Hristiyan Siyonist hareketiyle müttefik olan İsrail için bu görüntüler, göz ardı edilmesi güç bir durum yarattı. Zira Gazze'deki soykırıma varan savaşı, Lübnan ve İran'daki saldırıları nedeniyle ABD ve Batı'daki desteğini yitirmeye devam eden İsrail'in Hristiyanlar arasındaki popülaritesi de, heykele yönelik bu saygısızlık videosu ortaya çıkmadan önce bile düşüşteydi.

Chatham House kıdemli danışmanı Yossi Mekelberg, İsrail hükümetinin İsa heykeline yönelik saldırıya verdiği tepkinin görünür olmasının önemine işaret etti. Mekelberg'e göre bu durum, özellikle ABD Başkanı Donald Trump yönetiminde yer alan ve İsrail'e verdikleri desteği İncil'in Hristiyan Siyonist yorumlarına ve "Yahudi-Hristiyan" değerler sistemi ile ortak kültürel mirasa dayandıran ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee gibi destekçiler açısından kritikti.

Çifte Standart Eleştirileri

İki askere karşı hukuki işlem başlatma kararı, İsrail askeri soruşturmalarının genel tutumuyla keskin bir tezat oluşturması nedeniyle dikkat çekiyor. Askerlerin karıştığı ihlallere ilişkin yürütülen soruşturmaların ezici çoğunluğu, personelin kusurlu olmadığı sonucuyla tamamlanıyor. Nitekim, Gazze savaşı bağlamı dışında dahi binlerce Filistinlinin öldürülmesine rağmen, bu on yıl içinde hiçbir İsrail askeri bir Filistinliyi öldürmekten suçlanmadı. Bu kurbanlar arasında, 2022'de işgal altındaki Batı Şeria'da öldürülen ve kendisi de bir Hristiyan olan Al Jazeera muhabiri Shireen Abu Akleh de bulunuyor.

Mekelberg, "Bu [İsa heykeline saldırı], yerleşimcilerin camilere saldırıları ve Filistinlilerin öldürülmesi, hepsi savaş suçudur. Sorun şu ki, bunun ne kadar yaygın olduğunu bilmiyoruz. Sadece bunu filme aldıkları için bu olaydan haberdarız" dedi.

Center for American Progress kıdemli uzmanı HA Hellyer ise, İsrail savunucularının ülkeyi Batı için "karanlık bir ormanın ortasındaki biz" gibi göstermeye çalıştığını belirtti. Hellyer, "İsraillilerin binlerce Arabı öldürmesine bahaneler bulabilirler. Hatta Hristiyanları öldürmelerine bile mazeret üretebilirler. Ancak İsrailli askerlerin Hristiyan sembollerini yok ettiğini gördüğünüzde, bu eylemleri savunmak ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi ABD'li destekçilerin İsrail'den uzaklaşma eğilimini durdurmak çok daha zorlaşır" ifadelerini kullandı.

Artan Gerilim ve Diğer Olaylar

Gözlemciler, Gazze ve Lübnan'daki çatışmalar boyunca İsrail hükümetinin Hristiyan sembollerine yönelik saldırılar ile İslami mekanların büyük ölçekli yıkımına verdiği tepkiler arasındaki bariz farka dikkat çekti. Mart ayında Netanyahu, Kudüs Latin Patriği Kardinal Pierbattista Pizzaballa'nın, Hristiyan takviminin en kutsal günlerinden biri olan Palmiye Pazarı ayini için Kutsal Kabir Kilisesi'ne girişinin engellenmesi kararını açıklamak zorunda kalmıştı. Netanyahu, aynı günün akşamında sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "kesinlikle kötü niyet olmadığını, sadece onun güvenliğinin düşünüldüğünü" iddia etmişti.

Geçtiğimiz Temmuz ayında ise Netanyahu, Trump yönetiminden gelen baskının ardından, Gazze'de yüzlerce kişinin sığındığı bir kiliseye düzenlenen ve üç kişinin ölümüne yol açan saldırı için özür dilemişti. Başbakanlık ofisi aracılığıyla yapılan açıklamada, saldırının bir kaza olduğu ve bundan derin üzüntü duyulduğu belirtilirken, o ana kadar güçleri tarafından öldürülen yaklaşık 60.000 Filistinli erkek, kadın ve çocuktan bahsedilmemişti.

İsrail İçindeki Baskılar

İsrail hükümeti Yahudi-Hristiyan bağını korumaya hevesli olsa da, özellikle hükümet de dahil olmak üzere İsrail aşırı sağının güçlenmesiyle birlikte, ülke içindeki Hristiyan grupların taciz şikayetleri de artmaktadır. 2025 yılında, dinler arası diyalog merkezi Rossing Center for Education and Dialogue, İsrail'de Hristiyanları hedef alan 155 olay kaydetti; bu, bir önceki yıla göre belirgin bir artıştı. Olayların yüzde 39'unu oluşturan fiziksel saldırılar en yaygın olanıydı ve tükürme, vurma, biber gazı sıkma gibi vakalar da rapor edildi.

Tanınmış İsrailli sosyolog Yehouda Shenhav-Shahrabani, durumu Avustralyalı soykırım çalışmaları uzmanı Dirk Moses'ın "kalıcı güvenlik" olarak adlandırdığı bir döneme girdiklerini belirterek açıkladı. Bu zihniyete göre, farklı olan, tehdit olabilecek veya gelecekte tehdit oluşturabilecek her şeyin yok edilmesi gerekiyor. Shenhav-Shahrabani, bu durumun dile bile yansıdığını vurguladı: "Gündelik İbranicede insanlar İsa için doğru kelime olan 'Yeşua' yerine, bir küfür olan 'Yeşu' kelimesini kullanıyor. Bu sıradan bir durum. Medyada bu şekilde kullanılıyor. Başlangıç noktanız buysa, bunun aptallık mı yoksa cehalet mi olduğu fark etmez, hepsi aynı yere çıkar."

Güncellenme Tarihi : 22.4.2026 23:08

İLGİLİ HABERLER