Gündem
  • 19.9.2010 11:48

ÖCALAN’I SİYASETTE DAHA FAZLA GÖRECEĞİZ

 

Sonuç partilerin mevcut politikaları yanında farklı politikalar uygulaması gerektiğini, ayrıca Öcalan gerçeğinin daha fazla etkili olacağını göstermektedir...

TÜRKİYE'Yİ NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR- 1 / ŞÜKRAN PAKKAN - MİLLİYET

1- Referandum sonuçlarını nasıl okumalıyız?
2- Referandumdan kaç sonuç çıktı?
3- Türkiye üçe bölündü mü?

BÜLENT TANLA 
(Araştırmacı, eski
CHP Milletvekili):1-  Referandum sonuçlarını Ak Parti’nin ve Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde güçlendiği, çok güçlendiği biçimde okuyoruz. Referandum sonuçları, Ak Parti’nin ileriye dönük yapacağı siyasi uygulamaların gerçekleştiği ve onaylandığı bir uygulama olarak görülebilir. Sonuçlar Türkiye seçmenin bir beklentisini ortaya koymuştur.
Muhalefet partileri de, iktidara gelebilmek için uyguladıkları mevcut politikaların yanı sıra farklı politikalar uygulaması gerektiği sonucunu çıkarıyoruz. Muhalefet partilerinin kararlarını daha disiplinli bir biçimde teşkilatlarıyla birlikte uygulamaya sokmaları gerekliliği görülmektedir. Ayrıca bu referandum sonuçları Abdullah Öcalan gerçeğinin siyasette daha fazla etkili olacağını göstermektedir.
2- Referandum Türkiye’de karamsarlık, olumsuzluk yerine umut ve hayata olumlu bakabilmenin bir değerlendirme biçimi olduğunu gösteriyor. Yani, Türkiye seçmenlerinin bir arayış içinde olduğunu, daha iyi, modern yaşamanın şartlarının arayışının içinde olduğunu ortaya koyuyor. Seçmenler zenginleşmek, geleceğini güvence altına almak, değişen dünyada özüne-değerlerine bağlı kalarak kabuğunu kırmak istiyor. Ancak, değişim istemekte kişisel olarak değişikliklere katılmak istemektedirler. Ortak yön budur.
3- Bana göre Türkiye öncelikle Güneydoğu’da bir bölünme sinyali verdi. Ve muhatap olarak Öcalan’ı bundan sonra Türk siyasetinde çok fazla göreceğiz. Bu referandum sonuçları göstermiştir ki, Türkiye’de çözüm bekleyen en birincil sorunu Kürt sorunudur. Güneydoğu’nun yanı sıra da bir bölünme yaşamıştır. Bu bölünmelerin ortadan kalkabilmesi için; siyasi partilerin politikalarında ve Türkiye’nin hassas olduğu türban, Kürt meselesi, anayasa değişikliği gibi konularda siyasi partilerin halkı ve sivil kuruluşları önceden sürece katmaları, halkın isteklerine uygun, birbirine yakın politikalar uygulamaları, liderlerin de rekabeti bahane ederek aşırı sertlikten kaçınmaları gerekmektedir.

 
OSMAN?KAVALA 
(TESEV Yönetim Kurul Üyesi,  Açık Toplum Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi):

Önümüzde karışık bir tablo var

Temel tercih “evet”ten yana oldu. Bu hem anayasa değişikliklerinin genel imajı hem de oyların dağılımıyla ilgili bir sonuç. Ancak tablo o kadar yalın mesajlar çıkarmaya müsait değil


1- Bu referandumun sonuçlarının nasıl okunması gerektiği konusunda çok iddialı olmanın pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. Referandumda farklı maddeler tek oya sunuldu. En tartışmalı iki maddenin nasıl bir değişikliğe neden olacağı da çok kolay anlaşılır özellikte değil. Anayasa değişikliklerinin genel imajı, algılanması parti ilişkilerine göre değişiyor. Örneğin, solun zayıf olduğu veya hiç bulunmadığı bölgelerde, evet oyu AKP oylarından oldukça fazla çıkmış. Bu durum referandum tercihlerinin geleneksel sağ-sol ayrımına oturmuş olduğu izlenimini veriyor. Başbakan’ın kampanyada sağ için önemli olmuş tarihi ve ideolojik değerleri, sembolleri kullanmış olması bunu açıklayan bir faktör olabilir. Ama öte yandan solun güçlü olduğu yerlerde de CHP oylarının üstünde hayır oranlarının çıktığını görüyoruz. Bu da aslında CHP propagandasının etkili olduğu bölgelerde AKP’li olmayan sağ seçmenin evet kam
pına kaymamış olduğunun bir işareti sayılabilir. Yani, tablo o kadar yalın mesajlar çıkarmaya müsait değil.
2- Tabii temel tercih “evet”ten yana oldu. Bu hem anayasa değişikliklerinin genel imajı hem de sağ-sol oyların dağılımıyla ilgili bir sonuç. Referandumda çıkan hayır oyları da benzer şekilde yorumlanabilir ama kritik bir anayasa değişikliği bağlamında değerlendirildikleri takdirde hiç de önemsiz sayılmazlar. Özellikle, tarafsız olmaları ve öyle algılanmaları gereken yargı kurumlarıyla ilgili düzenlemelerin en fazla tartışma yaratan değişiklikler oldukları düşünüldüğünde.
Üçüncü önemli sonuç, referanduma katılmayanların ve geçersiz oy verenlerin toplam sayısının hayır diyenlerle hemen hemen eşit olması. BDP’nin boykot kampanyası bu partinin güçlü olduğu bölgelerde etkili oldu. Anayasa değişikliklerinin 12 Eylül’e ve askeri vesayete karşı olduğu şeklindeki algılamanın yaygınlığına bakılınca, sonuç daha da önem kazanıyor ve BDP’nin temsili gücünü gösteriyor. Buralarda gerçekleşen boykot Kürt meselesinin çözüm veya çözümsüzlük perspektifiyle ilgili. Böyle de denebilir.
3-  Bir şeyi belirtmek isterim. Bir sürü partinin katıldığı, farklı tercihlerin olabileceği bir seçimde sandığa gitmemek siyaset alanının dışında kalmak şeklinde değerlendirilebilir. Ama neredeyse plebisit haline dönüşmüş bir referandum ortamında oy kullanmama, geçersiz oy kullanma üçüncü bir seçeneği fiilen ortaya çıkarmış oluyor. Bu, aslında demokratik tercihleri genişleten bir tavır olarak da yorumlanabilir. 
 
ALİ?BULAÇ 
(Zaman Gazetesi Yazarı):
Toplum 3 ana blok halinde kutuplaşıyor
12 Eylül referandum sonuçları itibariyle üç ana toplumsal blok teşekkül etmiştir. Kanaatimce ayrışma kutuplaşmaya, kutuplaşma toplumsal yabancılaşma ve çatışmaya doğru evrilmektedir
 

1- Türkiye toplumu uzun zamandan beri kendi içinde bir ayrışma süreci içine girmiş bulunmaktadır. 12 Eylül referandum kampanyası bunu biraz daha belirgin ve teşhis edilebilir hale getirdi. Benim yargım şu ki, “politik” gibi görünen “ayrışma” giderek “toplumsal kutuplaşma”ya doğru evrilmektedir. Eğer ayrışma ve kutuplaşma salt siyaset zemininde kalıp kuralları üzerinde anlaşmaya varılmış demokratik rekabet şeklinde olsaydı, bundan demokrasi adına kazanç bile elde ederdik.
2- Kanaatimce ayrışma kutuplaşmaya, kutuplaşma toplumsal yabancılaşma ve giderek çatışmaya doğru evrilmektedir. 12 Eylül referandum sonuçları itibariyle üç ana toplumsal blok teşekkül etmiş bulunmaktadır.
Birincisi; 21 milyon 788 bin “evet” oyuyla muhafazakar-dindar blok: Burada orta muhafazakârların, cemaat ve tarikatların, SP’nin, demokrat İslamcıların, küçülen merkez sağın, MHP’den evet diyen merkez-kaç güçlerin, BBP’nin, PKK/BDP dışında kalan Kürtlerin, Türkiye KDP’sinin, 12 Eylül rejimine evet demeyi kendilerine yediremeyen küçük sol grup ve aydınların toplandığını söyleyebiliriz.
İkincisi; 15 milyon 854 bin “hayır” oyuyla laik blok: Bu blokta CHP şemsiyesi altında toplanan büyük sermaye (sembol ismi TÜSİAD), bürokratik merkezdeki sert çekirdek (asker, sivil bürokrasi, yüksek yargı, merkez medya), AK Parti’ye tepkili Anadolu ve Trakya orta sınıfları; ezici çoğunluğuyla Aleviler; kurumsal MHP doğrultusunda tercih kullanan milliyetçiler; ulusalcılar ve büyük kentlerde kendi gettolarındaki marjinal gruplar bulunuyor.
Üçüncüsü; 14 milyon 404 bin kişi sandığa gitmedi veya boykota katıldı. Bu blokta asıl belirleyici grup Kürt milliyetçileri oldu: Kürt milliyetçileri sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde değil, sahil şeridinde ve Marmara’da kendilerini ayrıştırdılar. Boykotun genel olarak etkili olduğunu söylemek mümkünse, bu bize PKK/BDP’nin sosyal kontrol ve caydırıcılık gücünün de başarılı olduğunu, bu blokun teşekkülünde kendilerini artık psikolojik zeminde ayrıştırmak isteyen belli bir Kürt nüfusunun rol oynadığını göstermektedir.
3- Söz konusu ayrışma veya kutuplaşmayı, çatıştırmaya dönüştürmeden demokratik çoğulculuk lehine çevirmenin iki yolu var: Biri ekonomisi giderek büyüyen Türkiye’de gelir bölüşümünde adaleti sağlamak, diğeri özgürlükleri ve demokratik katılımı herkesi içine alacak şekilde anayasal reform yapmak.
  
 
EROL TUNCER
Siyasal coğrafya kaygı verici
Biz 1994’te kurulduk, bu üç bölgeli tabloyu o tarihlerden itibaren görmüş ve kaygılarımızı söylemiş bulunuyoruz 


Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV) Yönetim Kurulu Başkanı ve eski bakanlardan  Erol Tuncer, referandum sonuçlarının ortaya çıkardığı üç bölgeli siyasal coğrafyayı kaygı verici olarak nitelendirdi. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki seçimler üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Tuncer, referandumun sonuçları konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:
tablo değişmedi
Referandumda ortaya çıkan tabloyu 2007 ve 2009’daki seçimlerle bağlantılı olarak okuyabiliriz. Evet ve hayır oylarının dağlımıyla boykot uygulamasının etkili olduğu bölgeler dikkate alındığında önceki seçimin tablosuna benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Sosyal demokrat partiler, Trakya, Batı Anadolu Ege ve Akdeniz kıyılarında başarılı. Hayır oyları ise İç Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu’da yoğunlaşıyor. Güneydoğu’da seçimde DTP’nin başarılı olduğu yerlerde boykot öne çıkıyor. AKP’nin Türkiye’nin her yerinde olduğu da açıkça görülüyor. Seçimde de bu böyleydi. 

İktidara güven
Referandum, muhalefet partilerinin isteğiyle bir güvenoylamasına dönüştü. Anayasa oylamasından çok bir güvenoylamasına dönüştürüldü. İktidar partisi buradan güvenoyu almış olarak çıktı. Önümüzdeki seçimlere de moral tazelemiş oldu. Hemen hemen bütün cepheler, yeni bir anayasa yapılması konusunda fikir birliğine varmış görünmektedir. Sorun artık yeni bir anayasa yapılsın mı yapılmasın mı tartışmasında değil bunun nasıl yapılacağındadır. Bunun geniş katılımla nasıl yapılacağı tartışılacaktır. 2011 seçimlerinin başlıca tartışması bana göre yeni anayasa olacaktır. 

siyasal coğrafya
Bizim vakfımız (TESAV) 1994’te kuruldu. Her seçimin bir kitabını yayınladık. Bunlarda haritalar ve değerlendirmeler yer almaktadır. Biz bu üç bölgeli tabloyu o tarihlerden itibaren görmüş ve kaygılarımızı söylemiş bulunuyoruz. Bu sağlıklı bir siyasal coğrafya değildir. Bu sağlıksız siyasal coğrafyanın değişmesi lazım. Sosyal demokrat partilerin Türkiye’nin orta, doğu ve güneydoğusunda ve Karadeniz Bölgesi’nde güçlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Sağlıklı bir siyasal yelpaze böyle oluşur. Bu coğrafyanın değişmesinde büyük sorumluluk muhalefet partilerine düşüyor. O da ancak Orta Anadolu’da güçlü olan bir parti.
Muhalefet partilerinin “Niçin bu haldeyiz?” ve “Türkiye’nin diğer yörelerinde nasıl gelişebiliriz?” konularını tartışmaları gerekiyor. 

Kaygı var
Sosyal demokrat partilerin ileride olduğu yöreler, Türkiye’nin hem gelir seviyesi hem kültür seviyesi açısından ileri olduğu bölgeleridir. Adalet ve Kalkınma Partisi gelmeden önce de yine bu bölgelerde bu partiler güçlüydü. Şimdi AKP geldikten sonra bir özelliği var. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi hayat tarzları üzerinde olumsuz etkisi olacağına inanmış bulunuyorlar. Ve AKP’de bu kaygıları giderici bir şey yapamadı bugüne kadar.
Tablo böyle kalırsa... AKP’nin bir dönem daha iktidar olabileceği görünüyor. Muhalefetin de muhalefete devam edeceği anlaşılıyor. Sağlıklı bir demokrasi için güçlü iktidar alternatifine ihtiyaç var. Seçmen, iktidardan şikayetçi olduğu vakit oy vereceği muhalefet partilerine görmek istemektedir. Yüzde 42’nin içinde MHP var, CHP var, DSP, DP var. Anlaşılıyor ki CHP yüzde 30’un üzerinde değil. MHP’nin güçlü olduğu yerlerde evet oyları fazla çıktı. MHP’nin epeyce fire verdiği görülüyor. 

Menderes
Menderes dönemi ile bugünün koşulları çok farklı. DP’nin güçlü olduğu bölgeydi Ege Bölgesi. O zaman seçmen başka saiklerle DP’ye oy veriyordu, bugün başka saiklerle hayır oyu verildi. İlle benzetme aranıyorsa Rahmetli Menderes ile Başbakanın benzer yanı şudur: İkisi de çoğunlukçuydu, çoğulcu değildi. Yani parlamentoda ben çoğunluktayım, milli iradeyi temsil ediyorum, oy çokluğuna dayanarak her istediğimi yaparım. Benzerlik burda demokrasimizin gelişmesi önünde engel olan bir yaklaşım tarzıdır bu.

Kutuplaşma
Bir kere daha gördük ki toplumdaki kutuplaşma bizi kaygıya sevk edecek noktaya ulaşmıştır. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Şu anda anayasa değişiklikleri üzerindeki yorumlar birbirine o kadar zıt ki; “evet”çilere göre ‘Türkiye aydınlık bir döneme giriyor, askeri vesayetten kurtulduk, demokrasimizin gelişeceği bir dönemdeyiz.’ Hayır oyu verenlere göre ise ‘Tam tersine yargının yürütmenin etkisi altına girdiği, sivil vesayet döneminin başladığı karanlık bir döneme giriliyor, kuvvetler ayrılığı göçüyor, kuvvetler birliğine dönülüyor.’ Bu kadar birbirine aykırı yorum yapılabiliyorsa kutuplaşma zarar verecek noktaya gelmiştir. 

İki çözüm önerisi
İki çözüm önerimi dile getireyim. Birisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne düşüyor. Yaşam tarzına müdahale konusunda insanların kaygıları var. Bu kaygıları ortadan kaldırmak AKP’ye düşer. 8 yıldır bu kaygıları ortadan kaldıramamışsa bir kusuru vardır demektir. Muhalefet de, iktidar alternatifi olabilecek güçte olduğunu ispatlamalıdır. Yurttaşlar, bu iktidara mahkum olduğu düşencesinde olmasın, karamsar olmasın.

Boykot zor iş
Güneydoğu’da yerel yönetimlerin büyük bölümü daha önce DTP tarafından kazanılmıştı. DTP kapatılınca BDP’li oldular. Sandığa gidip BDP’ye oy vermek başka bir şey, sandığa gitmemek başka yaklaşım tarzıdır. Boykot kolay bir iş de değildir. Bunu sağlayabilmek zordur. Bu parti, bunu sağlayabilmiştir.
Dolayısıyla BDP’nin daha ciddiye alınmasını gerektirecek bir tabloyla karşı karşıyayız.
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 03:26

İLGİLİ HABERLER