SERDAR TURGUT, ÜNİVERSİTE HOCALARINI YERİN DİBİNE SOKTU!
SERDAR TURGUT/ AKŞAM
REKTÖRLER DERİN DEVLETİN MEMURU OLMAMALILAR
25 yıl kadar önce, üniversitede asistanlığa başvuracağımı öğrenen arkadaşlarım benimle 'demek ki profesörün çanta taşıyıcısı olmak istiyorsun' diye dalga geçmişlerdi.
Ben de 'memnuniyetle taşırım' diyordum onlara, yeter ki saygı duyduğum bir bilim adamının çantası olsundu o.
Sonra başladık asistanlığa ve YÖK tarafından üniversiteden atılıncaya kadar çok sayıda profesör tanıma fırsatını yakaladım.
Açıkça söyleyeyim tanımamış olmayı tercih ederdim çünkü insan bazı meslekleri kafasında yüceltiyor ama sonra gerçeğin ne durumda olduğunu anlayınca da sonuç büyük bir hayal kırıklığı oluyor.
Çok az sayıdaki gerçek bilim adamı dışında üniversite hocalarının durumu tam bir felaketti. Resmen cahildi bu insanlar, çoğu kitap okumayı filan çoktan bırakmıştı, ders diye anlattıkları şey de yıllardır tek kelimesini bile değiştirmeden ezbere anlattıkları, basit metinlerden ibaretti.
* * *
Düşünün ki bu, askeri darbe ve sonrasında YÖK ile Türk üniversitelerine büyük darbe vurulmadan önceki döneme ait bir gözlem.
Yani ben bu gözlemlerimi aktarırken üniversitenin 'altın yıllarından' bahsediyorum aslında, bilmem anlatabiliyor muyum.
Sonra olanları biliyorsunuz gayet tabii ki. Dünya tarihinde bir ülkede bilimsel düşünceye karşı yapılmış en büyük harekat başlatıldı o günlerde ve binlerce bilim adamı işten atıldı.
O harekatın önde gelen amaçlarından bir tanesi özellikle sosyal bilimler dallarında kendi başına dünyada özgün bir fikir üretmeye başlamış, oriijinal sentezlere ulaşmaya giden Türk bilim adamlarını üniversiteden uzaklaştırmaktı, bunu da başarıyla yaptılar.
O günlerdeki atılma listelerine bakarsanız, kendilerine hiçbir suçlama getirilemeyen ama gerçek düşünce adamı olan insanların acilen üniversiteden uzaklaştırıldıklarını görürsünüz.
* * *
Bütün bu olaylar olup biterken üniversiteler içinde büyük bir ayıp yaşanmaktaydı.
Koskoca hocalar birkaç istisna dışında 'otorite' karşısında tiril tiril titremeye başlamışlardı.
Korkuyorlardı ve boyun eğmeye çoktan hazırlıklıydılar ve özellikle bazı rektörlerin katıldığı toplantılarda konuşulanlar, ortaya konulan tavırlar açıkça söylemek gerekirse benim bu insanlardan tiksinmeme yol açmıştı.
Sonunda genç bir insan olarak kafamdaki bilim adamı imajı tamamen çöktü, ben de diğerleri gibi atıldım ve üniversite de kendilerine kaldı.
* * *
1980'den sonraki dönem Türk üniversiteleri açısından gerçek bir dramdır. Üniversitelerimizin durumu içler acısıdır çünkü büyük bölümü kendilerini derin devletin memuru olarak gören rektörler ve yöneticilerin elinde üniversiteler bilimin kapıdan giremediği ama devletin resmi ideolojisinin öğrenciye ezberletildiği kurumlar haline gelmişlerdir.
Bazı özel üniversitelerin çabaları olmasaydı bugün Türkiye'de gerçek bir üniversitenin varlığından bile söz etmek imkansız hale gelecekti, ama tabii onları da rahat bırakmıyorlar, bırakmayacaklar çünkü bu memlekette özgür düşünen bilim adamından hala daha korkuluyor.
* * *
Devletin işlerini iyi bilen, olayları yakından takip eden bir arkadaşım 7-8 ay kadar önce bana 'Bu dönemde iktidarı parlamento dışı muhalefet araçlarını kullanarak destabilize etmeye çalışacaklar, özellikle bazı sendikalara ve rektörlere dikkat et ' diye uyarmıştı.
Eh, vallahi haklı çıkıyor arkadaşım, ne diyeyim.
İstisnalar hala daha var tabii, ama bu memlekette rektör, rektör olmaktan bilim adamı da bilim adamı olmaktan çıktı. İstisnalar ise sessiz kalmak zorundalar çünkü açıkça söylemek gerekirse yapabilecekleri fazla bir şey yok.
Çünkü asıl bir şeyler yapılması 25 yıl önce gerekiyordu ama bilim yaşamı o dönem otoriteye teslim oldu. O gün elini verdi bilim yaşamı bugün de kolunu kurtaramaz halde.
Rektörler ile iktidar arasında başlayan sertleşmeye bir de bu kısa tarihi özet çerçevesinden bakmanızı rica ediyorum.
Bu ülkede bilim adamları derin devlet memuru olmaktan kurtulup özgürleşince Türkiye de kurtulacaktır ama görünen o ki o günler hala daha çok uzakta.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:44