Azerbaycan'da devlet okullarına öğretmen ve öğrencilerin başörtüsüyle girişinin yasaklanmasına yönelik tartışmalar sürerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan dikkat çeken bir açıklama geldi. Türkiye Maarif Vakfı 10. Yıl Programı'nda konuşan Erdoğan, Türkiye'nin eğitimde katettiği mesafeye ve kılık-kıyafet özgürlüğüne dikkat çekti.
KILIK KIYAFET VURGUSU
Şunu büyük bir memnuniyetle ifade ediyorum. Yıllarca kendi evlatlarını kılık kıyafeti, inancı, siyasi görüşü sebebiyle yurt dışına gitmek zorunda bırakmış bir ülkeden, bugün kendi çocuklarına birinci sınıf eğitim vermekle kalmayıp her yıl yurt dışından on binlerce öğrenci çeken bir ülke konumuna gelmemiz, Türkiye adına elbette büyük bir başarıdır. Eğitimde yaşanan tarihî dönüşümün en net sembolüdür.
Kuşkusuz çok daha gurur verici olan, bu vizyonun Türkiye Maarif Vakfımız aracılığıyla dünyanın farklı köşelerine taşınmasıdır. Bakınız, bugün bir yandan okul öncesinden yükseköğretime 24 milyonu aşkın öğrenciye nitelikli eğitim veriyor, diğer yandan uluslararası eğitimde inşa ettiğimiz güçlü kapasiteyi Maarif Vakfı gibi kurumlarımızla dost ve kardeşlerimizin istifadesine sunuyoruz.
Bu, açık söylüyorum, 25 yıl önce hayal dahi edilemeyen bir başarıdır. Bunun ne manaya geldiğini Maarif Vakfımızı hedef alanlar bilmeyebilir. Ama bizler ve sizler bu vizyonun neye tekabül ettiğini gayet iyi biliyoruz.
"TÜRKİYE KÜRESEL BİR OYUNCUDUR"
Dünyaya ve Türkiye'ye başkalarının penceresinden bakanlar hâlâ farkına varamamış olsalar da ülkemiz bugün küresel bir oyuncudur. Sadece savunma sanayisinde, sadece diplomaside, turizmde, dış ticarette değil, uluslararası eğitim vizyonu itibarıyla da artık yeni bir ligdeyiz. İnşallah sizlerin de gayretleriyle bu ligde yükselmeye devam edeceğiz.

"BİZ TARİHİNDE SÖMÜRGECİLİK AYIBI OLMAYAN BİR MİLLETİZ"
Değerli arkadaşlarım, burada şunu da vurgulamakta fayda olduğuna inanıyorum. Gerek Türkiye Maarif Vakfı gerekse Yunus Emre Enstitüsü bünyesindeki faaliyetlerimizin hiçbirinde tek taraflı yaklaşım içinde değiliz. Aksine her ülkenin kendi tarihi, dili, kültürü ve eğitim geleneği olduğunun farkındayız. Çalışmalarımızı da bu prensipler ekseninde yürütüyoruz. Her zaman söylüyorum, bakın, biz tarihinde sömürgecilik ayıbı olmayan bir milletiz. Bir dönem 24 milyon kilometrekareyi bulan bir alanda hüküm sürdük. Doğrudan yönettiğimiz toprakların üzerinde bugün 45'ten fazla ülke var. Ecdadımız insanların diline, kültürüne, âdetlerine karışmadığı için bunlar kendi kimliklerini korumuşlardır. Fakat Batılı emperyalistlerin pençesine düşen toplumlar hem çok büyük acılar çekmiş hem de kültürel anlamda soykırıma uğramışlardır. Bugün kendi geçmişlerine bakmadan bize çoğulculuktan, bize farklılıklara saygı göstermekten dem vuran ülkelerin yönettiği bölgelerde yüzlerce yerel dil kayboldu. Kültürel izler yok edildi. Toplumsal hafıza silindi. Yerel halk arasında asırlarca yaşayan âdetler müzelik ögeler hâline geldi. Görev yaptığınız ülkelerde inanıyorum ki birçoğunuz bunu gördünüz. Ama biz, Rum Suresi'nin 22. ayetinde buyurulduğu üzere renklerin ve dillerin farklı olmasını Cenab-ı Allah'ın yaratmasındaki sonsuz kudretin bir tecellisi olarak kabul ederiz. Dolayısıyla kimsenin diliyle, kültürüyle, derisinin rengiyle, etnik kökeniyle, meşrebiyle, mezhebiyle ilgilenmeyiz. Yaradanı severiz, yaradandan ötürü der, yeryüzündeki hiçbir insanı diğerinden ayırt etmez, hiç kimseye tepeden bakmayız. Dün olduğu gibi bugün de aynı hassasiyetle hareket ediyoruz. Maarif okullarında ev sahibi ülkelerin eğitim mevzuatını, müfredatını ve kültürel özelliklerini dikkate alıyoruz. Türkçeyi de başka dillerin yerine geçen değil, insanlara yeni kapılar açan, yeni ufuklar kazandıran bir vasıta olarak görüyoruz. Bizi biz yapan, bizi farklı kılan, bizi başkalarından ayıran bu yaklaşımımızı inşallah sonuna kadar koruyacağız.




