Tek başına Ehlisünnet bir mümini kurtarır.
Nasıl kurtarır?
Bunun gereklerini yerine getirirse kurtarır.
Ehlî sünnet olmak bir mümine verilmiş en büyük şereftir.
Sebepler âleminde bundan daha büyük bir lütuf yoktur.
Peki, Ehlisünnet olmayı bu kadar kıymetli yapan şey nedir?
Ehlisünneti kıymetli yapan şey, Allahü Teâlâ’nın sevgilisi olan Habibi’nin yolunda olmaktır.
Ehl-i sünnet vel cemaat, sünnet ve cemaat ehli demektir.
Eshab-ı kiram, Peygamber efendimizin cemaatidir. Sünnet de, Peygamber Efendimizin yolu demektir.
“Ben, sadece Kur’an’a ve sünnete yapışırım” demek yetmiyor. Eshab-ı kiramı sevmek ve onların yolunda olmak da şarttır.
Eshab-ı kiramın ayırımsız hepsini sevmek, sadece Ehl-i sünnet fırkasına nasip olmuştur.
Peygamber Efendimiz mealen şöyle buyurdu;
- Ashabım aleyhinde konuşmayınız. Benden sonra onlara kesinlikle laf dokundurmayınız. Onları seven, bana olan sevgisi dolayısıyla sever.
Onlara düşmanlık eden, bana olan nefreti yüzünden düşmanlık eder.
Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden ise Allah’a düşman olmuş olur. Allah’a düşman olanın ise, çok geçmeden Allah belasını verir.
“Mümin olmanın alameti Ensar’ı sevmek, münafık olmanın alameti ise onlara buğz etmektir.
Sadece Eshab-ı Kiramı sevmek de yetmez.
Fahr-i Kâinat Efendimizin Mübarek soyunu ve atalarını da sevmek farzdır.
Bir takım Kemalistler ve dönmeler sürekli olarak Arabı aşağılar.
Bu aşağılamasına taraftar bulmak için de Türklerin en kutsal ırk olduğunu savunur.
Onların meselesi ne Türk’ü yüceltmek ne de Arapları aşağılamaktır.
Onlar böyle söyleyerek akıllarınca, Peygamber Efendimize laf söylemiş olurlar.
Bu hainler için Peygamber Efendimiz ta o zaman şöyle buyurdu;
- Arabı seven, beni sevdiği için sever. Arap’tan nefret eden ise, beni
Sevmediği için nefret eder.
Âlimler bu Hadis-i şerifi şöyle tefsir etti;
-Hadis-i şerifte sevilmesinden bahsedilen Araplar, mü’min ve muttaki olan Araplardır. Irkı ne olursa olsun; gerçek Allah dostları sevilir, Allah düşmanına buğz edilir.
Resulullah Efendimiz; “Birini Allah rızası için seven, birinden Allah rızası için nefret eden kimsenin mükemmel bir imana sahip olduğunu” haber verdi.
Yine Allah’ın Elçisi; “Amellerin en faziletlisinin Allah için sevmek ve Allah için büğetmek olduğunu” bildirdi.
Resul-i Ekrem’in Mübarek Soyunun Şerefi, Memleketinin ve Büyüdüğü Yerin Değeri konusunda geçen şu hadis, herkese bir fikir vermektedir.
- Allah Teâla mahlûkatı yarattı ve beni o mahlûkatın en hayırlısı olan insanoğlundan, onların da en hayırlı soyundan (Araplardan) yarattı. (İnsanoğlunun en hayırlı soyu)
Sonra insanları kabilelere ayırdı, beni en hayırlı kabilenin (Kureyş ’in) içinde yarattı. Sonra onları ailelere ayırdı, beni en hayırlı aile içinde (Beni Haşim’de) yarattı.
Ben insanların şahsen ve aile bakımından en hayırlısıyım.
Bu hadis-i Şerif; aramızda çok sayıda bulunan gerçek Arap, Seyyid ve Seyyidelerin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Rabbim onlardan razı olsun. Âmin.
Ehlisünnet; Peygamber Efendimizden başlayıp Hazret-i Mehdi’ye ulaşan mübarek tek yoldur.
Bu yolun yolcuları hocaları üzerinden halkalarla birbirine bağlanmıştır.
Bu mübarek halkaya altın halka da denir.
Görünmez halkaya bağlanan müminler; dünya hayatında, son nefeste, kabir hayatında ve mahşerde rahat eder.
Bu yolda olanlar; Rabbimiz tarafından özel olarak sevilirler ve kıymetli kabul edilir.
İşte Ehlisünnet bir mümini diğer fırkalardan ayıran da budur.
Ehlisünnet kullar; hem az olmaları hem de yukarıdaki nedenle çok kıymetlidir.
Ehlisünnet olmanın sadece bu dünyada değil ahirette de ayrıcalıkları vardır.
Ehlisünnet birine Allah’ın Habibi şefaat eder.
O şefaat edince Allahü teala günahlarını affeder.
Kamyon kamyon kitap okuyan bir kimse de, dağdaki bir cahil de doğru yolu bulmak için mutlak ama mutlak bir rehbere ihtiyaç duyar.
Bu yolda doğru bir rehberi olmayan eninde sonunda sapıtır, çünkü onun hocası şeytan olur.
Günümüzdeki Müslüman görünümlü sapıkların, din adına ahkâm kesenlerin ortak özelliği Ehlisünnet bir rehberlerinin olmamasıdır.
Din bir derya, ahiret bilinmez bir âlemdir.
Bu deryayı geçmek için de bilinmez olan ahirette rahat etmek için de sizi selamete çıkaracak bir üstada yani bir rehbere ihtiyaç vardır.
Gerçek üstat yukarıda anlattığım halkaya bağlı kimselerdir.
Bu mübarek kimselere bağlanan, o halkaya da bağlanmış olur.
Bir üstat bize dünyanın en zor işi olan Hak ile Batılı ayırmak için lazımdır.
Peki, hak ile batıl nedir?
Hak; Allahü teala’nın safında yer almak, batıl ise; bunun karşısında durmaktır.
Bu sözden anlaşılacağı üzere, bu duruşta orta yoktur.
Yani ya siyahsındır, ya beyazsındır.
Bizim dinimiz ve Allahü teala’nın nizamı griliği kabul etmez.
Sonuç itibarıyla ya aksın ya karasın.
Bir takım dünyevi hesaplarla ortada duranlar; tam karşıda, yani batıl kabul edilir. .
Hak ile batıl, ateş ile su gibidir. Birinin olduğu yerde diğeri olmaz.
Yani bir kalp batıl olmuşsa, o kalpte hak olmaz.
Bir kalp hak olmuşsa da o kalp batıl olmaz.
O yüzden biraz ondan biraz bundan diye bu işte beraberlik olmaz.
Hak su gibidir. Batıl ateş gibidir. Kalpte hak olduğu zaman, ateşi söndürür.
Ancak kalplerinde hak olanlar, yani Allahü teala’nın safında olanlar imana kavuşabilirler.
Bir kişi batıl kabul edildiyse, vay geldi onun başına...
Hak ile batılın ayrılması, çok çetrefilli bir konudur.
Bu âhir zamanda en mühim konularından biridir.
Milyonlarca Müslüman, bu ayrımı yapamadığı için mürted oldu.
Bu ayrımı yapamayan âlim sıfatında çok kişi, ahirete imansız gittiler.
O yüzden bu konu hem ciddi hem hassas bir iştir.
Bu ayrımı doğru olarak yapabilmek için, ilim ve tecrübe tek başına yetmez.
Başında mutlaka bir büyüğün yani rehberin olması lazımdır.
Rehberin yanında olmadığı zamanlarda o rehberin yazdığı kitaplar sana yol gösterir.
İşte hocamızın ilmihali bu yüzden önemlidir.
Allahü teala’ya kul olmanın birinci şartı, bu safta son nefese kadar durabilmektir.
Allahü teala sadece kendi safında duranlara “kulum” diye hitap eder.
Diğerlerinin ise hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.
Buradan anlaşılacağı gibi son nefeste iman ehli olmanın birinci şartı, hakkın yanında durabilmektir.
O duruş kişinin akıbetini belirler.
Son nefeslerinde yardımına gelinecek ve mahşerde hesap anında şefaate uğrayacak kimseler de bu kimselerdir.
Rabbim bizleri dünya ve ahirette büyüğünün eteğine yapışanlardan eylesin (ÂMİN)
METİN ÖZER /HABERVİTRİNİ




