SOHBET (113)

4 dk okuma
SOHBET (113)

Hızlı Özet

Konuşmalarınızda büyükleri anın, Resûlullah’a tazim ve tekrimde bulunun ve Şanı Yüce Allah’ı zikir edip şükür edin.

Allah rızası için hakiki Allah dostlarını çok sevin.
Onlarla sık sık selamlaşın ve dualaşın.
Konuşmalarınızda büyükleri anın, Resûlullah’a tazim ve tekrimde bulunun ve Şanı Yüce Allah’ı zikir edip şükür edin.
Bütün bunlar bile samimi bir Müminin kurtuluşuna vesile olabilir.
Enver Abi anlatmıştı;
Mahşerde bir kul, bütün sorgu sualden çakmış. İmtihanı geçememiş ama Allahü teala onun bir şeyinden hoşlanmış ve onu kurtarmak istiyor. 
- Ey kulum, senin yaşadığın devirde şöyle bir kimse vardı. Onu tanıyor musun?
- Hayır ya Rabbi
- Ey kulum, filan mahallede Cennetlik bir zat vardı. Onu tanıyor musun? 
- Hayır ya Rabbi
- Ey kulum, senin sokağında filanca Cennetlik bir zat vardı. Onu tanıyor musun? 
- Hayır ya Rabbi
- Ey kulum, senin sokağında, Cennetlik olan filan esnaf vardı. Onu tanıyor musun?
- Evet ya Rabbi tanıyorum.
-Nasıl birisiydi?
- Çok iyi birisiydi, kendini çok severdim ya Rabbi. 
- “Tamam, o kişi Allah dostu olduğu için sen de kurtuldun. Günahlarını affettim. Dostumu sevdiğin için sana da sevap yazdım” Buyurur.
Allah dostunu seven, Allahü teala’ya dost olmuş olur.
Allahü teala dostlarını ateşle yakmaz.
Bu yüzden Allah dostlarını sevin, Allah düşmanlarına buğz edin.
Merhameti bol olan Rabbimiz kullarını tek bu nedenle bile ateşe atmaz.
Hubbi fillah Buğdu fillah, kurtuluş için de felaket için de en sert imtihandır.
Allahü teala yanında gördüklerini cennetinden, karşısında gördüklerini de cehenneminden çıkarmaz. 
Allah indinde her şey siyah ya da beyazdır. Gri yoktur.
Dünyalık, para ve mal kazanmak için hem bir Allah düşmanını
seveyim, hem onlarla iş yapayım, onları kendime dost ve arkadaş edineyim seveyim hem de namazımı kılıp ibadetlerimi sürdüreyim.
Onları sevmeden iş yapabilirsin ama severek iş yapamazsın.
Bu ikisi birada olmaz. Ya dostsun ya da düşmansın.
Dolayısıyla Allah düşmanlarıyla birlikte olan ve onları kendine dost edinen boş yere ibadet etmesin. Çünkü o ibadetlerin o kişiye bir faydası olmaz.
Allahü teala’nın kullarında aradığı yegâne şey; tam, kesintisiz, sebepsiz, nedensiz teslimiyet ve sadakattir. 
Allah düşmanlarına kalbinde zırnık muhabbet duyanların sonu kötü olur.
Böyle kimselerin kalbinde kararma başlar. Feyz kesilir. 
Herkesin; kim Allah dostu kim Allah düşmanı bilmesi mümkün değildir. Bu ayırımı doğru yapabilmek için
mutlaka bir rehber lazımdır.
Büyükler de zaten bunun için vardır.
Bir büyüğün o topluluğun başına verilmesinin yegâne nedeni, hakla batılı ayırmaktır.
Bir numaralı vazifesi budur.
Ama bu iş o kadar kolay değil. 
İkinci vazifesi; ruhlar âleminde emanet edilen dünya hayatında dört bir yana yayılmış olan talebelerini toplayıp, biraraya getirmektir.
Büyüklerin kalbi mıknatıs gibidir. Talebeler ise demir tozu gibidir.
O büyükler dünyanın neresinde olursa olsun talebelerini, çeker, getirir.
O çekim sevgiyle olur. Sevgi mıknatıs tozlarını havalandırır. Büyüklerin kalbine çektirir.
Sevgi, bu çekimi sağlayan araçtır.
Mübarek Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem kalbindeki çekim gücü o kadar yüksekti ki, vefatlarından sonra da kıyamete kadar gücünü kaybetmeden sürdü ve sürecek.
Resul-u Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin mübarek nuru, vekillerine yansır.  
Mübarek nur; vekillerin kalbinden feyz olarak çıkıp, talebelerini kendine çeker.
Büyükler önce hakiki talebelerini bir mıknatıs gibi kendilerine çektiler.
Onlardan önce bir grup, sonra bir camia en sonunda cemaat kurdular.
Cemaat kurmalarının nedeni talebelerini bir arada tutmaktı.
Böylece;  Allah dostlarına Allah dostlarını sevdirdiler. Onları şeytanın şerrinden ve münafıkların fitnesinden korudular.
Talebelerini hep yanında tuttular ve birbirleriyle görüştürdüler. Diğerleriyle (Allah düşmanı ve batılla)  ahbaplığı kestirdiler.
Cemaatlerine alarak şereflendirdiği şanslı kimselere, Allah yolunda hizmet ettirdiler.
Kitap satışlarının sırrı bu idi.
Talebelerini dünyanın parıltılı sahte hayatından uzak tutup, Ehlisünnet ’in kutlu yolunda ilerlettiler.
Nefsinden önce birbirlerini sevmeyi öğrettiler.

Araya yabancı sokmadıkları için salih kimseleri, salih kimselerle arkadaş ettiler.
Cemaat veya topluluk anlayışının en büyük faydası da zaten buradan gelir.
Orada ahiret kardeşliği olduğu için herkes Allah dostudur.
Onları dost kabul eden de Allah dostlarını dost kabul etmiş olur.
Yaşadığımız zaman Ahir zaman.
Hem cemiyetin hem de kişilerin bozulma hızına baktığımda, Ahir zamanın sonuna yaklaştığımıza inanıyorum.
Böyle bir zamanda hakiki bir mürşidin yoksa vallahi dinini yaşamak, hak ile batılı ayırmak süte düşen beyaz kılı ayırmaktan daha da zordur.
Peygamber Efendimiz; “Kıyamet yaklaştıkça, her geçen gün, bir öncekinden daha kötü olacak” buyurdu.
Gerçek manada son Şeriat devleti Osmanlı idi..

Yıkıldı ve 100 senedir Ehlisünnete uygun bir şeriat devleti çıkmadı.
Devlet olmayınca dini yaymak ve yaşamak cemaatlere düştü.
Cemaatler de hızla bozuldu. Birkaç cemaat kaldı.
Onlar da bozulunca; bu kez vazife ailelere düşecek.
Ailelerden sonra kişilere, kişilerden sonra son kişiyi inecek.
O son kişinin (Ehlisünnet son kişi) vefatıyla birlikte kıyamet kopacak.
Bugün Hadis-i şerifte bildirildiği gibi, her geçen günün bir öncekinden nasıl kötü olduğunu hissediyor değil bizzat gözümüzle görerek yaşıyoruz.
Allah aşkına!
Daha aklımızın başımıza gelmesi için neyi bekliyoruz.
Ne zaman bu pislik dünyadan elimizi, eteğimizi çekip, ahirete yöneleceğiz?
Peygamber Efendimiz Kıyametten öncesiyle ilgili şöyle buyurdu;
- İnsanın bütün kaygısı midesi olacak,  şerefi mal,  kıblesi kadın,  dini para olacak.) [Sülemi]
Kardeşim, şu anda yaşadığımız bu değil mi?
Allah rızası için titreyip kendimize gelelim.
Vallahi yanarız, Billahi yanarız.
Rabbim cümlemizin idrakini arttırıp, dünya ve ahiretimizi hayır kılsın (ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Bu haber 13040 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR