SOHBET (114)

5 dk okuma
SOHBET (114)

Hızlı Özet

“Şimdi ne akılda isen, kabirde de böyle olursun.

Hazret-i Server-i kâinat ve mefhar-ı mevcûdât Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, Münker ve Nekir’i anlatırken;  Hazret-i Ömer radıyallahü teâlâ anh sordu ki, “Yâ Resûlullah! Biz kabre girdikten sonra, bu akıl bize verilip, sonra mı süâl olunuruz, yoksa verilmeden mi süâl olunuruz.
Hazret-i Resûl-i Ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem buyurdular ki,
- “Şimdi ne akılda isen, kabirde de böyle olursun.
Ömer radıyallahü teâlâ anh dediler ki, “Böyle olduktan sonra, üzülmeğe lüzûm yoktur.”
Hazret-i Ömer radıyallahü teâlâ anh vefât etti.
Defin edikten sonra, Hazret-i Alî’nin “radıyallahü teâlâ anh” hatırına geldi bu sözü geldi.
Mübarek gözlerini yumup, kalb-i şerîflerini Hazreti Ömer’in ahvâline yöneltip, murâkabeye vardıklarında, Allahü teâlâ gözlerinden perdeyi kaldırıp, ahvâli [durumu] müşâhede etti.
Gördü ki, Münker ve Nekîr heybetle gelip, Hazret-i Ömer’e dediler ki, “Rabbin kim, dinin nedir, Peygamberin kimdir”.
Hazret-i Ömer sorularına cevap vermeden onlara süâl buyurdular ki,
-Siz nereden geldiniz?
Onlar da 7’nci gökten geldiklerini söylediler.
Hazreti Ömer devam etti;
- Yedinci gökten buraya kadar, ne miktar yol geldiniz.
Münker ve Nekir, “Yedi bin yıllık yoldur.” Dediler.
Hazret-i Ömer radıyallahü teâlâ anh buyurdular ki, “Yâ siz yedi bin yıllık yoldan gelinceye kadar Hâlıkı unutmadınız. Bugün evimden çıkıp, kabre gelince, Ben Rabbimi ve dinimi ve Peygamberimi nasıl unuturum.”
Melekler dediler ki, “Yâ Ömer biz de senin böyle cevap vereceğini bilirdik. Lâkin bu heybetle gelip, süâl etmeğe memuruz
Üstadı; talebesinin son nefesinde ve kabir sorgusunda ona yardımcısı olur.
Ölüm meleğe elini ağızdan içeri soktuğu anda, ilk akıl baştan gider. Kâfirlerin ve aklına güvenen ahmakların iman edememesinin sebebi budur.
Müminlerin aklı başından gitse daha, kalpleri can çıkana kadar faaldir.
Kalbinde; Allah, Peygamber ve Büyüğünün sevgisi olanlara o sıkıntılı zamanda yardım gelir.
Büyükler, son nefeste talebesinin yanında belirir.
Şehadeti önce kendi söyler, sonra tekrarlatır.
O
rada talebesinin imanı tamam oluncaya kadar yanında kalır.
Allahü teala’nın izni ve rızasıyla vazifesini yapan büyükler, daha sonra yerlerine dönerler.
Bir mevta imanla rahatlar. Lakin dünyadan ayrılırken iki noktada hüzün zuhur eder. 
1- Cenazesi evinden götürülürken mahzunlaşır. 
2- Kabirde üstü toprakla kapatılıp, herkes gittikten sonra
mahzunlaşır. 
Henüz ahireti görmediği için, burada ömür sürdüğü evinden, arkadaşlarından ve sevdiklerinden ayrıldığı için mahzun olur.
Sorgu melekleri celalle kabire geldiğinde, son anlarında hocasının tekrarlattığı cevapları verir.
Sonra kabirde bir melek belirir; "Buna dokunmak yasaktır. Bu, Allahü teala’nın sevgilisi filanca zatın talebesidir. Bu kimseyi alıp hocasına götürmeye geldim" der.
Bu söz ile birlikte sorgu melekleri, geldikleri gibi giderler.
O melek o ruhu dünyada görülmedik, cennetten çıkma bir ipek bezlere sarıp sarmalar.
O bezde Cennet kokusu vardır.  Kabri Cennet kokusu ile dolar.
Bazı kabirlerden gelen güzel kokunun sebebi, bu bezden gelmektedir. 
Ruh götürülünce, koku kabirde kalır.
O koku kıyamete kadar gitmez, kabre siner.  
Melek o kimseyi sırtına alıp, önce ahiret âlemini dolaştırır sonra hocasının bulunduğu yere götürür.
Burası Cennetin kıyısındadır. Pak ruh yandaki yerin Cennet olduğunu bilir. 
Sonra bağlı olduğu hocası götürüp,  "Efendim, Allahü teala’nın izni ve rızasıyla falan talebenizi getirip size teslim ediyorum, benim vazifem burada bitti" der.
Hocasıyla musafaha ederler. Musafaha, dünyaya buradan gelmiştir. Sonra bütün arkadaşlarıyla musafaha eder, selamlaşırlar.
Son talebe gelip, talebe sayısı tamam olunca, talebeler derecelerine göre otururlar.
Büyükler, talebelerine kıyamet kopana kadar sohbet eder.
Kabir her meyyitin makamıdır.
Belli zamanlarda kabirlerine dönerler genellikle Perşembe Sabah namazı gelip, Cuma ikindi veya akşam vaktinde ayrılır hocasına döner.
BİR MENKİBE.
Bir sarhoş sallana sallana evine dönüyordu. Sokakları karıştırdı, bir evin önüne geldi.
Pencere açıktı, başını uzattı bir zat sohbet ediyordu.
Kulak kabarttı hayran kaldı. Kendi kendine, “Ne güzel şeyler söylüyor” dedi.
İçeriye girmek istedi ama sarhoş olduğu aklına geldi.
Yarın ilk işim buraya gelmek” deyip, evine vardı.
Uzandı, o zatın sözleri hala kulağındaydı.
O gece yatağında aniden öldü. Gitmeye niyet ettiği o zata gidemedi.
Çok çektikleri sarhoşun öldüğünü duyan mahalleli, büyük sevinç yaşadı.
Tabutun musalla taşına koydular.
Namazdan sonra gelen geçti kimse cenaze namazı için safa girmedi.
İmam yalvar yakar 4 kişiyi ikna etti. Namazını kılıp alelacele defnettiler.
Münker ve Nekir geldi. Bunu (ruhunu) kabirde oturttular.
Rabbin kim? Deyince adam kekelemeye başladı.
Tam o sırada şimşek hızıyla kabirde biri belirdi.
Sorgu meleklerine, “Bırakın, o benim talebemdir. Dün benim talebem oldu” dedi.
Sarhoş, gelenin açık pencereden sohbetini dinlediği zat olduğunu görünce rahatladı. Bütün soruları cevaplandırdı.
Sonra o zat ve sorgu melekleri oradan ayrıldı.
Adamın kabri 70 arşın genişledi. Kabrine cennet kokuları doldu…
O zat kabirde bu işleri yaparken, aslında dergâhta talebelerine sohbet ediyordu.
Sohbet bitince talebelerinden birisi, “Hocam bir ara sohbeti kesip elinizi soldan sağa doğru savurdunuz ve durun dediniz. Sonra bir müddet sessiz kaldınız” o arada ne oldu” dedi.
O zat; “Dün günahkâr biri şu pencereden beni dinledi. Kalbi bana meyletti. Ben de onun kalbine nazar eyledim. Kalbi temizlendi. Kendisi bugün bana gelmeye niyet etti ama vadesi yetmedi.
Ben onu penceredeyken talebeliği kabul ettim. Rabbimden günahlarının bağışlanmasını diledim. O da yatağına yattığında vefatından önce tövbe etmiş idi…
Son nefeste iman etti.
Ben burada sohbet ederken onun kabirde hesabı vardı.
Çok sıkındaydı bende o anda onun imdadına yetiştim.

Bu zat, Abdulkadir-i Geylani Rahmetullahi Aleyh idi.
Bu menkıbeden çıkarmamız gereken o kadar çok ders var ki, kitaba dönüştürsek bir kütüphanelik eser çıkar.
Ben yıllardır size büyüğünüzü sevmenizi ne yapıp edip kendinizi ona sevdirmenizi anlatıyorum.
Yukarıdaki olayı bildiğim için; Hocanıza muhabbetinizi ve sadakatinizi güçlendirmenizi söylüyorum.
Bir büyüğü gözüyle görüp kulağıyla işitmeyen arkadaşlar var.
O arkadaşların o büyüğü seven ve sadık kalan kimseleri sevmesi de o büyüğü bağlanması demektir. Önemli olan halkaya bağlanmak ve orda sabit kalmaktır.
Rabbim cümlemizi bu yolda ve büyüğümüzün halkasında eylesin.(ÂMİN)
METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Bu haber 12903 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR