Tarihi Hicaz Projesi Yeniden Canlanıyor: Kızıldeniz ve Avrupa Demiryolu ile Birleşiyor
Suudi Arabistan Ulaştırma Bakanı Salih el-Casir, Al Arabiya kanalına verdiği bir demeçte, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında stratejik bir demiryolu hattı kurulması yönündeki ortak çalışmaların devam ettiğini duyurdu. Bakan Casir, iki ülkeyi Suriye ve Ürdün aracılığıyla birleştirecek bu önemli projeye ilişkin ortak fizibilite çalışmalarının yıl sonuna kadar sonuçlanmasının öngörüldüğünü belirtti.
Daha önce Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da Ürdün'e gerçekleştirdiği bir ziyaret esnasında, 'modern Hicaz Demir Yolu' olarak adlandırılan ve Türkiye, Suriye ile Ürdün arasında tesis edilmesi düşünülen bir hattan söz etmişti. Uraloğlu tarafından yapılan açıklamada, üç ülke arasında kurulacak bu demiryolu güzergahının ilerleyen dönemde Suudi Arabistan ve Umman'a kadar genişletilmesinin planlandığı bilgisi paylaşılmıştı. Projenin hayata geçmesiyle, Ürdün'den yola çıkan kargoların Suriye üzerinden Türkiye'ye, oradan da Avrupa ve Orta Asya pazarlarına erişimi hedefleniyor. Bu sayede Kızıldeniz'in Akdeniz ve Avrupa ile entegrasyonunun sağlanması amaçlanmaktadır.
SULTAN 2. ABDÜLHAMİD'İN BÜYÜK MİRASI: HİCAZ DEMİR YOLU
Hicaz coğrafyasında bir demiryolu inşa etme fikri, 19. yüzyılın ikinci yarısında gündeme gelmiştir. İlk olarak 1864 yılında Alman asıllı Amerikalı mühendis Zimpel tarafından Kızıldeniz'i Şam'a bağlayacak bir hat için Osmanlı Devleti'ne bir teklif sunulmuştu. Ancak deniz yolu nakliyesinin daha ekonomik olduğu gerekçesiyle bu teklif kabul görmemişti. Daha sonra 1891'de Hicaz kumandanı Osman Nuri Paşa, İstanbul'a yolladığı bir raporda Cidde-Mekke arasına bir şimendifer hattı döşenmesinin bölge için taşıdığı ehemmiyete dikkat çekmişti.
Osman Nuri Paşa'nın raporu, üç kişilik bir komisyon tarafından incelenerek makul bulunmuş ve özellikle hacıların yolculuk sırasında karşılaştığı zorlukların Cidde-Mekke arasına yapılacak bir demiryolu ile aşılabileceği belirtilmişti. Bölgeye demiryolu yapılmasına yönelik en detaylı teklif ise 1891'de Cidde evkaf müdürü olan Ahmed İzzet Efendi'den gelmişti. Sunduğu raporda İzzet Efendi, Şam'dan Medine'ye uzanacak bir hattın, bölgeyi dış saldırılara ve olası isyanlara karşı koruyacak önemli bir savunma aracı olacağını ve hac yolculuklarını büyük ölçüde kolaylaştıracağını vurgulamaktaydı.
Bu teklif Sultan 2. Abdülhamid'in dikkatini çekmiş ve incelenmesi için Erkan-ı Harbiyye Feriki Mehmed Şakir Paşa'ya havale edilmiştir. Mehmed Şakir Paşa, hattın tahmini maliyetini ve güzergahını içeren bir haritayı padişaha sunmuştur. Bunun üzerine Sultan Abdülhamid, 2 Mayıs 1900 tarihli iradesiyle inşaatın başlaması emrini vermiş ve 1 Eylül 1900'de resmi bir törenle çalışmalar start almıştır. Başlangıçta Şam'dan Mekke'ye ulaşması hedeflenen hattın, gelecekte Akabe ve Cidde'ye, hatta Yemen'e kadar uzatılması düşünülmüştü.
PROJENİN GEREKÇELERİ VE FİNANSMANI
Hicaz Demir Yolu'nun inşasının ardında askeri, siyasi ve dini hedefler yatıyordu. Demiryolu, bölgeye asker sevkiyatını hızlandırarak Osmanlı Devleti'nin askeri etkinliğini artıracak ve siyasi otoritesini pekiştirecekti. Bu hat sayesinde Hicaz ve Yemen'e asker ve mühimmat sevkiyatı Süveyş Kanalı'na olan bağımlılığı ortadan kaldırarak yapılacaktı. Projenin bir diğer önemli amacı, Suriye'den Medine'ye 40, Mekke'ye ise 50 gün süren tehlikeli ve meşakkatli hac yolculuğunu 4-5 güne indirerek büyük bir dini hizmet sunmaktı. Yolculuk maliyetlerinin düşmesiyle hacı sayısının artması bekleniyordu. Bu girişim aynı zamanda 2. Abdülhamid'in İslam dünyasındaki prestijini yükseltecek ve Müslümanlar arasında bir dayanışma ruhu oluşturacaktı.
Projenin yaklaşık 4 milyon lira olarak hesaplanan maliyeti, Osmanlı hazinesi için oldukça yüksek bir meblağdı. Bu nedenle finansmanın, Müslümanlardan toplanacak ianelerle karşılanmasına, acil nakit ihtiyacı için ise Ziraat Bankasından kredi alınmasına karar verildi. İlk bağış, 50 bin lira ile bizzat 2. Abdülhamid tarafından yapıldı. Başta Hindistan, Mısır, Rusya ve Fas olmak üzere Endonezya'dan Güney Afrika'ya, hatta ABD'deki Müslüman topluluklara kadar dünyanın dört bir yanından yardımlar geldi. Bağışçıları teşvik etmek amacıyla nikel, gümüş ve altından mamul Hicaz Demir Yolu madalyaları çıkarıldı.
İNŞAAT SÜRECİ VE HATTIN AÇILIŞI
Demiryolunun teknik idaresi 1901'de Alman mühendis Meissner'e verilmişti. İnşaat ilerledikçe Osmanlı mühendislerinin sayısı artmış ve kutsal topraklardaki bölüm tamamen Müslüman mühendisler tarafından tamamlanmıştır. İşçi gücü büyük oranda askeri birliklerden temin edilmiştir. Zorlu iklim ve arazi koşullarına ve bedevilerin engellemelerine rağmen hat, Şam-Der'a arasında başlayarak 1904'te Maan'a ulaştı. İngiltere'nin muhalefeti nedeniyle Akabe Körfezi'ne planlanan şube hattından vazgeçilse de, 1905'te tamamlanan Hayfa hattı ile demiryolu Akdeniz'e bağlandı. Hat, 1908'de Medine'ye vardı ve Hayfa şubesiyle birlikte 1464 kilometreye ulaşan Hicaz Demir Yolu, 1 Eylül 1908'de Sultan 2. Abdülhamid tarafından hizmete açıldı.
Proje, develerle hacı taşıyarak gelir elde eden bedevilerin tepkisini çekti. Bedeviler, hattın Osmanlı'nın bölgedeki etkinliğini artıracağından endişe ederek demiryolu ve telgraf hatlarına çok sayıda saldırı düzenledi. 2. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra yapılan ek hatlarla birlikte demiryolunun toplam uzunluğu 1917'de 1750 kilometreye ulaştı. Ancak Medine-Mekke ve Mekke-Cidde hatları, Şerif Hüseyin'in muhalefeti nedeniyle inşa edilemedi.
BİR İMPARATORLUK MİRASININ SONU VE ETKİLERİ
I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Harbiye Nezareti'ne devredilen demiryolu, 1916'da Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak isyan çıkarmasıyla sonunun başlangıcına geldi. Medine'nin 10 Ocak 1919'da teslim olmasıyla hat üzerindeki Osmanlı egemenliği fiilen bitti. Kısa hizmet ömrüne rağmen demiryolu, bölgede önemli askeri, siyasi ve sosyal değişimlere yol açtı. Savaş sırasında askeri sevkiyatlarda hayati bir rol oynadı ve Medine'deki kutsal emanetlerin İstanbul'a taşınmasını sağladı. Bölgedeki şehirlerin ekonomisini canlandırdı, imar faaliyetlerini artırdı ve Cumhuriyet döneminin demiryolu hamleleri için tecrübeli bir mühendis kadrosunun yetişmesine olanak tanıdı.
Savaş sonrası demiryolu; Suriye, Ürdün, Filistin ve Hicaz (daha sonra Suudi Arabistan) arasında dörde bölündü. Hattın yeniden canlandırılması için 1948'de bir komite kurulsa da Arap-İsrail anlaşmazlığı gibi siyasi sorunlar nedeniyle bu girişimler sonuçsuz kaldı. Günümüzde Suudi Arabistan sınırları içindeki bölüm atıl durumdayken, modern proje ile tarihi güzergahın yeniden hayat bulması hedeflenmektedir.
Güncellenme Tarihi : 22.4.2026 15:00